MÜZİK ODASI

Efsaneler Türkiye'de: Deep Purple (Mayıs, 20011)

Can Ali Erdal - 24 Mayıs 2011

Orta kuşakta bulunan bir şehir için Mayıs ayı, bir mahkûmun beraat etmesi ya da uzun dönem askerlik yapmış birinin teskere alması kadar özel ve sevinçlidir. Doğalgaz faturamızın 300 ila 400 lira arasında olduğu bir dönemde öğrendik ki, "kışın sonu bahardır". Bir kış akşamı öğrenmiştim, sıfatların kifayetsiz kaldığı bu grubun konserini. Dördüncü kez izleyecekti yurdum rock n roll severi... Ben ise ikinciye!.. İlk izlediğimde aylardan Temmuz, yıllardan iki yıl önceydi! Gene bir "boğa geçidi" kenarında, Axl Rose'un deyimiyle "İstanbul Nehri'ndeydi (İstanbul Boğazı)"!  İki sene önceki konseri kâğıda dökememenin pişmanlığı, o gece benim için sona erecekti. Britanya'nın "Derin Mor"unu bu sefer yazacaktım.

Serin bir ilkbahar akşamıydı, tarihler 18 Mayıs'ı gösteriyordu. Öğrenciler ve çalışan insanların büyük bir kısmı için ertesi gün 19 Mayıs milli bayramı nedeniyle tatildi. Güzel bir gün seçilmişti konser için. Kariyerinde, Machine Head, Fireball, Perfect Strangers, Stormbringer gibi başyapıtları bünyesinde bulunduran yirmiye yakın albümü olan, aynı zamanda müzik kariyerlerinin bu sene 43. yılını kutlayan bir dev sahne alacaktı o akşam: Deep Purple…

Efsaneler Türkiye'de: Deep Purple (Mayıs, 20011)

Konser alanının önüne, konser başlamadan henüz yarım saat önce gelebilmiştim. Bir konser klasiği olan şu diyalog gene yaşanmıştı Murat Arda'yla aramda:

-Murat, ben konser önüne geldim. Neredesin?

-Şu an ağırlık çalışıyorum kanka. Protein olsun diye tavuklu pilav yiyip ardından duş alıp çıkacağım!

-Murat, çıldırdın galiba! Konsere yarım saat var!

-Yorma beni Can Ali, dedi ve duyduğum telefondan gelen uzun bir "dıııııt" sesi oldu!

Murat Arda, gittiği bütün tiyatro, konser, sinema gibi etkinliklerde, salona ya da alana giren hep en son kişi olmuştur. Yanlış anlamayın kaçırmıyor, sadece en son giriyor! Bu konserde de, kesin bir şekilde "Buna da gelir zamanında" dedim ve konser önü seyyar biracısından kendime teneke kutuda bir bira ısmarladım. Henüz ikinci biranın yarısındaydım ki Murat Arda onca işini yapıp konser alanına geldi! 

Bar konserleri hariç, son zamanlardaki konserlerde "kılı kılına başlama" yazılmamış kuralını çok hafif bir şekilde kırarak önceden belirlenen zamandan yaklaşık bir 15 dakikacık geç başladı konser! Işıklar karardı, sis makineleri harekete geçti ve karanlıkta lezzetli mi lezzetli, oryantalizm kokulu bir ezgi kulağımızın pasını aldı. Sonra o ezgi, saykodelik bir introya evrildi derken dünyanın en mükemmel klavyesini duyduk ki bu şarkı Highway Star'dı.

Efsaneler Türkiye'de: Deep Purple (Mayıs, 20011)

Ian Gillan sesiyle büyülüyor, Steve Morse gitarıyla kendine taptırıyordu. "Aman tanrım ne harika bir şarkıdır bu" algısından kurtulur kurtulmaz gözlerim sahnede, bandanalı bir ihtiyar delikanlı aradı! Evet, emektar basist Roger Glover yoktu. Sonradan öğrendik ki (yanılmıyorsam) çocuğu olduğu için İstanbul'a gelememiş. Ee sabah akşam meyve ve sebzeyle beslenirse 65 yaşında da, 70 yaşında da aslanlar gibi baba olur! Ben bunları düşünürken konser de akıyordu. Tabii ki, seyirci beklediğimden az ve sanki yorgundu!.. Belli başlı spesifik seyirci atraksiyonlarından başka akılda kalıcı atraksiyona girmediler. Highway Star'dan sonra Hard Lovin Man, Maybe I'm a Leo ve Strange Kid of Woman gibi şarkıları bizlerle paylaştılar. Arada Steve Morse'un gitar solosu ve klavyeci Don Airey keyboard soloları beni benden aldı.

Deep Purple, genel seyirci profili açısından en heyecan verici parçalarını gene sonlara sıkıştırmıştı. Adeta seyirciyi "mutlu eve gönderme paketi" hazırlamışlardı, konserin sonlarında. Bu mutluluk paketi Perfect Stranger'in klavyeli introsuyla açılacaktı ve öyle oldu. Perfect Strangers'dan sonra gene bir Steve Morse solosuyla ruhumuz huzura erdi ve ardından gelen Space Truckin ve Smoke on the Water'la "Tanrım sana geliyorum" dedik. "Artık bis olsun yeter öleceğim zevkten" dedim. Şom ağzım sağ olsun bis oldu! "Bakalım ne gelecek, bakalım ne gelecek" derken orijinali Billy Joe Royal'a ait olan Deep Purple'la özdeşleşen Hush geldi ve kapanışta ulu Black Night'ı çaldılar tam 15 dakika! Konser boyunca en zevk aldığım anlardı sanırım. 15 dakika dedim, hem de ne 15 dakikaydı o. Gitarist Steve Morse resmen gitarıyla sevişti! Ya da kulaklarımızla!..

Efsaneler Türkiye'de: Deep Purple (Mayıs, 20011)

Playlisti biraz yetersiz buldum ya da çok tatmin olmadım. Şu klişe lafı etmekten kendimi alamıyorum; şarkı seçimi yanlıştı bence. Mesela, konser sırasında kendimi 1972 yılında Machine Head albümünün tanıtım gecesinde sandım. Çünkü onlarca albüm, yüzlerce şarkı arasından Machine Head albümünden beş şarkı çalmaları (albümde zaten toplam yedi parça var) bence fazlaydı, gereksizdi. Ama onlardan da kimse kuş kondurmalarını beklemesin. Özellikle zorluk derecesi yüksek şarkıları eşyanın tabiatı gereği Ian Gillan bence söyleyemezdi. Herkesin çalmasını beklediği Child in Time ve Sometimes I Fell Like Screaming'i bu yaşta söylemek tabiri caizse yürek ister! İki sene önce bile Sometimes I Fell Like Screaming'i söylerken bence çok zorlanmıştı ama keşke Woman From Tokyo'yu çalsalardı diğerlerine göre de zor sayılmaz hâlbuki…

Bir daha ne zaman izleriz ya da istesek de izleyebilir miyiz, orasını bilemem ama o akşam benden mutlusu yoktu. Ben doğmadan 14 sene önce kurulmuş ve 29 yaşıma geldiğimde bu grubu halen canlı kanlı izliyorsam sanırım yeryüzündeki şanslı kişilerden biriyim. Deep Purple gibi gruplar bizlerle beraber yok olacak. Gelecek kuşaklara istesek de aktaramayacağımız bu yegâne grup, bizimle beraber sonsuzluğa erecek. O akşam orada bulunan beş bin şanslı izleyiciye buradan selam olsun…

 Efsaneler Türkiye'de: Deep Purple (Mayıs, 20011)

KONSERDEN AKILDA KALANLAR

 -Konser önlerinde dikkatimi çeken hep seyyar satıcılar olmuştur. Su, kola, köfte gibi klasik şeylere zaten her yerden alışkınız ama mesela seyyar biracılar! Hem de her daim soğuk bira satıyorlar. Bu konserde bir de yağmurluklar "peynir ekmek" gibi satıldı ama alanın elinde kaldı. Zira yağmur yağmadı!

-Sahne bence güzeldi, sadeydi. Davul seti biraz daha yukarıda olabilirdi. Çünkü o davulları çalan; Ian Paice!

-2009 yılının aksine Delikasap'tan sadece ben, Murat Arda ve Bahriye Şengün vardı konserde.

-Küçükçiftlik park hiçte yabana atılmayacak bir şekilde genişletilmiş. En arkadaki çimlik alan güzel olmuş. Minderler falan atılmış çimlere.

-Ian Gillan bu sefer ayaklarına bir ayakkabı giymişti!

-Roger Glover'in yerine sahne alan basist Nick Fyffe'di.

 PLAYLIST (ŞARKI LİSTESİ)

  1. Highway Star 
  2. Hard Lovin' Man 
  3. Maybe I'm a Leo 
  4. Strange Kind of Woman 
  5. Rapture of the Deep 
  6. Silver Tongue 
  7. Contact Lost 
  8. Guitar Solo 
  9. When a Blind Man Cries 
  10. The Well Dressed Guitar 
  11. Almost Human 
  12. Lazy 
  13. No One Came 
  14. Keyboard Solo 
  15. Perfect Strangers 
  16. Guitar Solo 
  17. Space Truckin' 
  18. Smoke on the Water 
  19.  
  20. BİS
     
  21. Hush 
  22. Black Night 


Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: