MÜZİK ODASI

ICED EARTH ÜZERİNDEN METALCİLERİN POLİTİK TUTARSIZLIKLARININ ELEŞTİRİSİ

Berk Çavdar - 13 Ekim 2014

ICED EARTH ÜZERİNDEN BAZI METAL GRUPLARININ POLİTİK TUTARSIZLIKLARININ ELEŞTİRİSİNE KATKI

Yazının başlığında kullanılan 'metal grupları' genellemesi; yazıya konu edilen grup olan Iced Earth'ün metal müziğin neredeyse tüm tarzlarını (heavy, thrash, power, vb, …) kendi müziği içerisinde harman edişinden kaynaklı bir seçimdir. En baştan söylenmesi gerekiyor ki, bu yazıda Iced Earth'e yapılacak olan atıflar elbette, bütün metal gruplarını kapsamayacaktır.

ICED EARTH ÜZERİNDEN METALCİLERİN POLİTİK TUTARSIZLIKLARININ ELEŞTİRİSİ

Iron Maiden'ın Steve Harris'i, Manowar'ın Joey DeMaio'su gibi Iced Earth'ün de bir Jon Schaffer'ı var. Grubun beyni tam manasıyla o. Bugüne kadar duyduğunuz bütün Iced Earth şarkıları, Jon'un kaleminden çıkıp, yine onun düzenlemesiyle kulaklarınıza dek ulaşmıştır. Iced Earth = Jon Schaffer dendiği zaman, bu grup hakkında ortalama bilgiye sahip olan her şahıs bu eşitliğe dair herhangi bir aksi seda çıkarmaz. Dolayısıyla, bu yazı dahilinde Iced Earth'e yöneltilecek olan eleştiri ve övgüler, bilahare Jon Schaffer'ın şahsına da yönlendirilmiş olacaktır. Zaten Jon'un kendisi de gruba yöneltilecek her türden eleştiri ya da beğeniyi üzerine aldığı ve her daim alacağını, bütün platformlarda dile getiriyor.

Bir müzik grubunun herhangi bir politik duruş sergilemesi zorunluluğu olmadığı gibi politik kaygı güden bir duruş sergilemesinin de önünde hiçbir mani yok. Bu anlamda ibreyi yazının ana gövdesini oluşturan Iced Earth'e çevirirsek, grubun kendisini politika mecrasından izole ettiğini söyleyemeyiz. Ama öncelikle politika dışı argümanlara gelelim. Power Metal'in en tipik özelliklerini kullanan her grup gibi Iced Earth de fantastik öğelerden çokça besleniyor, hatta diyebiliriz ki bu konuda Blind Guardian ile birlikte en yaratıcı grup. Metal gruplarının en bilinen maskotlarından birine sahip (Set Abominae) ve maskot kullanan gruplar arasında Iron Maiden ile beraber akla ilk gelenlerden. Bu temalardan hariç olarak Iced Earth'ün ustalıkla şarkılarında kullandığı şeylerden biri de, korku öğeleri. Çocukluk korkularımızı metal müziğin içerisine gerçekten büyük bir beceriyle boca etmiş Jon abimiz. Korku teması Iced Earth'te o kadar etkin bir rolde ki, 2001'de çıkardıkları albümün adı 'Horror Show' ve bu albümden hit olmuş şarkıların isimleri de oldukça manidar: Dracula, Transylvania, Frankenstein, …

Dinlendiği zaman müzikal kodları oldukça sivrilen ender gruplardan biri Iced Earth. Hem de tarzları metal müziğin birçok akımından oldukça vurucu öğeler içeriyor olsa bile. Grubun kullandığı enstrümanlar içerisinde sivrilmemesi mümkün olmayanı tabi ki de ritim gitar. İnanılmaz gaz ve nevi şahsına münhasır riffler, çalan şarkıyı hemen Iced Earth'ün icra ettiğini kanıtlar niteliktedir. Bu riffleri neredeyse birebir 'taklit' eden davullar da en az ritim gitar kadar ayırt edici. Bir keresinde okula giderken otobüste yanımda oturan bir arkadaş kulaklığımdan taşan davul sesleri sayesinde Iced Earth dinlediğimi anlamıştı. Grubun vokallerine gelecek olursak da üzerine yine söylenecek fazlaca bir şey yok. Zira Matt Barlow ismi kendi başına bile metal vokalleri arasında kesinlikle listenin başlarında. Iced Earth' e emeği geçmiş bir diğer önemli vokal olan Tim 'Ripper' Owens'ın sesini herhangi bir şarkıda duyanlar, bu şarkıyı icra eden grubun ya Iced Earth ya da Judas Priest olduğunu kolayca tahmin edebileceklerdir. Kaldı ki, Iced Earth ile Judas Priest arasındaki sound farkı az önce de saydığımız bir dizi özellik sayesinde kolayca ortaya çıkacaktır. Owens'ın çalıştığı iki grubun adı dahi kendisinin metal vokalleri arasındaki kalitesini ortaya koyar.

ICED EARTH ÜZERİNDEN METALCİLERİN POLİTİK TUTARSIZLIKLARININ ELEŞTİRİSİ

Grubun soundunu oluşturan bu ana etmenleri nasıl ki büyük bir içtenlik ve övgü ile sıralayabiliyorsak, aynı içtenlikle basların ve solo gitarın da, gerek grupta en fazla değişen eleman olmaları gerek de Jon Schaffer'ın düzenlemelerinde çok fazla göze batmayacak nitelikte kurgulandıkları için çok daha 'geride' durduklarını ifade etmeliyiz…

Iced Earth'e dair liriklerin dışında kalan öğeleri kabataslak bir şekilde belirttikten sonra, asıl konumuza gelebiliriz. Bu kısım için yapılacak değerlendirmeler öncesinde kısa birkaç anekdot öğretici olacaktır. Iced Earth, başta lirikleri olmak üzere müziğiyle de birlikte 'vurmacalı kırmacalı' bir niteliğe sahip değildir. Buna dair karine oluşturacak Iced Earth hitleri elimizde mevcut. Başta; 'arkadaşımın aşkısın' formatının metal mecrasındaki karşılığı olan 'I Died For You' ve 'Wish You Were Here' içeriğini hem daha yoğun içerikte hem de daha gaz olarak sunan 'Watching Over Me'. Bu anlamda, metal müzikteki sertlikle senkronize bir sertlikte karşımıza çıkan lirikleri, Iced Earth şarkılarında çok daha derin bir konseptte görüyoruz.

Görüldüğü üzere liriklerin derinliğini önemseyen bir metal grubu olan Iced Earth ve grubun söz yazarı Jon Schaffer, belki aynı derinliği politik mesajlarında da yakalamayı hedefliyor, lakin hedeflediğinin kesinlikle dışında olan bir şey varsa, o da ortaya çıkan tutarsızlık halidir. Schaffer ile özdeşleşmiş bir aksesuar olan bandanası, bilindiği üzere Konfederasyon Bayrağı. Dolayısıyla, Amerikan iç savaşında güneyin kullandığı bu bayrağı her daim kullanan Schaffer'ın da güneyin tarafında yer aldığını söyleyebiliriz. İç savaşta güney tarafını oluşturan 11 eyaletteki insanların hala daha kuzeye, yani o dönemki ve şimdiki adıyla Birlik'e (Union) karşı bir tepki amacıyla kimi yerlerde Konfederasyon Bayrağı'nı kullandığı görülmektedir. Amerikan iç savaşının nedenlerini sorgulamak elbette bu yazının konusu değil. Bizi bu yazıda ilgilendiren kısmı Jon Schaffer'ın, kendisinin de Indiana doğumlu olup daha sonra Florida'ya taşınmış olması da göz önüne alındığında, güneyin politik tutumunu benimsediğini anlıyor olmamızdır. Ancak Schaffer 11 Eylül olaylarının ardından öylesi altı boş bir milliyetçi refleks geliştirmiş ki; Glorious Burden albümü ABD ulusal marşıyla başlıyor, 'When the Eagle Cries' şarkısı özellikle 'they will pay' ya da 'vengeance' gibi saldırgan öğelerle Amerikan milliyetçiliğinde çığır açıyordu. İkiz kulelere yapılan saldırı ile Schaffer'ın 'güneyliliği' arasında ne gibi bir ters ilişkinin mevcut olduğuna yönelik hayıflanmaları duyar gibi oluyorum. Muhakkak ki; 11 Eylül olaylarından sonra milliyetçi refleks geliştirmek sadece Amerikan iç savaşında kuzeyden yana tutum almış olanların tekelinde değil, ama bu refleks neredeyse tamamen 'kuzeyli' argümanlarla yapılıyorsa, o halde 5 konserden 4'üne Konfederasyon Bayrağı bandanası ile çıkmanın da bir gereği yok. 11 Eylül; artık yalnızca gizli ve derinden de olsa bir şekilde süren eyaletler arası husumeti bir nihayete erdirmiş olmalı demek ki, en meşhur güneylilerden olan Jon Schaffer bile tüm kinini Amerikan milliyetçiliği temelinde yapıyor ve bu milliyetçiliğin mucitlerinin en önemli kısmı da Gettysburg'dan zaferle çıkan taraftalar. 'Komünizm bile bitti…' gibisinden cümlelerle başlayan, dünya üzerindeki kimi politik, kültürel, sosyal anlaşmazlıkların anlamsızlıklarını vurgulamak maksadıyla oluşturulan klişe saptamaları; Iced Earth'ün politik manada tutarsız olduğunu söylediğim arkadaşlarımdan da çok duydum. Onlar da artık Jon Schaffer'ın kullandığı Konfederasyon Bayrağı gibi aksesuarların oldukça basit nitelikte bir simge olduğunu düşünüyorlar ve 'Kuzeyi güneyi mi kaldı be oğlum' tadında cümlelerle de beni telkin etmeye uğraşıyorlar. Ben; bu noktada, Amerikan iç savaşına yönelik tutumu ile 11 Eylül olayları akabinde sergilediği tutarsız pratik bağlamında Jon Schaffer' a yönelttiğim eleştirimi, az önce bahsettiğim telkinlere dayanarak bir ölçüde frenleyebilirim. Neticede iç savaşta güneyi temsil eden çeşitli aksesuarların artık önemsiz birer simge haline geldiği de önemli ölçüde bir gerçekliğe işaret ediyor. Jon Schaffer şahsında Iced Earth'e yönelteceğim eleştirilerin ilkini bu meselenin oluşturuyor olmasının sebebi, görüldüğü üzere dozunun düşürülebilecek bir yapı içermesinden kaynaklı. Artık buradan daha yüksek dozdaki tutarsızlık örneklerine geçebiliriz. Ancak diğer dozu yüksek eleştirilecek örneklere geçmeden önce belirtmeliyim ki, bu kısma konu edilecek olan etmenler, 'tutarsızlık' başlığından ziyade 'milletçilik eleştirisi' başlığında okunmaya daha elverişli. Bu yoğun eleştirel bakış temelinde, özellikle son albüm olan Dystopia'daki liriklerin içeriklerine değinilerek bir tutarsızlık analizine varılacaktır.

Daha önce de üzerinde durulduğu üzere, 11 Eylül'ün Iced Earth üzerinde derin bir etki yaptığı aşikar. Lakin ne yazık ki Jon Schaffer, bu talihsiz olayı kontrolsüz bir öfke patlaması şekline büründürdü. Liriklerde intikamdan ve bedel ödetmekten sıkça bahsetti. Buraya kadar yine 'anlaşılabilir' mertebesinde bulunan bu öfke seli, Amerika'nın ikiz kulelerin hesabını Irak ve Afganistan'da milyonlarca masumun canını alarak sormasıyla feci bir şekilde boşa çıktı. Jon Schaffer belki özellikle Irak Savaşı'na yönelik ABD lehinde açık bir tutum sergilemedi, ama aksi bir tutum da göstermedi. Yaptığı şarkılar, kendi kavramsal içeriğinde bile sorgulanmaya mahkum olan Amerikan milliyetçiliğine hizmet etti. Amerikan milliyetçileri ise kendi topraklarından kilometrelerce uzaktaki katliamları ve vahşeti meşrulaştırmaya çalışmaktan başka hiçbir şey yapmadı. Glorious Burden albümüne yönelik geliştirilen 'aşırı milliyetçi' eleştirilerine, Jon Schaffer ve albümdeki vokallerin sahibi Tim Owens ise, adeta kulak asmıyorlar ve özetle albümün 'tarihi' bir konseptinin olduğu, bilakis milliyetçilik içeremeyeceğini belirtiyorlar. Oysaki 'When the Eagle Cries' ile koca bir dünya tarihi konseptinin sonu gayet milliyetçi bir öfke ile bitmekte ve insanlar albümü dinlemeye başlar başlamaz bu kadar tarihsel serüven geçirmiş dünya uluslarının içerisinden yalnızca Amerikalıların ulusal marşını duymaktalar.

Iced Earth için ileri sürülebilecek Amerikan milliyetçiliği temelli örnekler belki zenginleştirilebilir, ama şimdilik bu kadarı yeterli. Şimdi daha ziyade bizim topraklara has bir milliyetçilik örneğine Iced Earth'ün nasıl müdahil olduğuna gelmek istiyorum. 13 Aralık 2011 tarihinde İstanbul'da gerçekleşen Iced Earth konserinde elemanlarımız; ya muhtemelen organizasyondan bir veya birkaç işgüzarın gazına gelip, 'Eğer buradaki seyirciye siz Yunanlılardan daha iyisiniz falan gibi lakırdılar ederseniz onlar da gaza gelirler' minvalinde bir bilgi aktarımında bulunmaları akabinde ya da bizzat grubun Türk-Yunan husumetinden haberdar oluşundan kaynaklı, şaka ile karışık bir milliyetçilik sergilediler. Bu durum aslında Iced Earth'ün milliyetçilik içerikli konuları çok da dert edinmediğini gösteriyor.

Iced Earth birçok 'ruhsuz' metal grupları gibi harala gürele sözler edip, müziklerini zenginleştirmek gibi şeyleri tali planda bırakan bir grup değil. Bunu daha önce de birkaç tane şarkıları itibariyle örneklendirmiştik. Bu duruma yönelik müzik dışı bir husus da, grubun resmi internet sitesinden ülkemizde yaşanan Van depremi için yayınladıkları mesaj. Oldukça takdir edilesi bu yazı, 'Metal lives, because metal unites.' gibi nefis şairane cümleleriyle de grubun 'insani' yönünü gayet güzel bir şekilde ortaya koyuyor. O halde sizce de; doğal bir afet akabinde ortaya çıkan insan kayıplarına yönelik böylesi hassasiyet barından bir grup, Irak Savaşı gibi 'doğal' olmayan yollardan ortaya çıkan insan kayıplarına hiç ses çıkarmadıysa, bir tutarsızlık örneği sergilemiş olmadı mı?

Grubun son albümü Dystopia ise sanki bütün bu eleştirileri bambaşka bir gruba yöneltmişiz gibi son derece milliyetçilikten uzak ve milliyetçi söylemin tam tersi içeriklere sahip 'sol' bir jargon içeriyor. Başta albüme adını veren Dystopia şarkısı olmak üzere V for Vendetta filmi ile dünyamıza giren V karakterini yücelten V şarkısı, Days of Rage, Anthem gibi şarkıların sözleri yine son derece öfkeli olmakla beraber bu kez öfkenin umuda yöneltilmiş versiyonlarıyla karşımızdalar. Liriklerin arasından birkaç sözcük kırpmaya kalksanız karşınızda; ateşlerin içinden yükselmek, sonsuza kadar direnmek, zincirlerimizden kurtulmak gibi devrimci terminolojiye daha yakın terimleri bulabilirsiniz. İşte bu yüzden bir grubun; davulunun önünde V maskesi olan bir sahnede performans sergilerken, hem 'When the Eagle Cries'ı hem de 'Days of Rage'i söyleme ihtimali bulunması, öyle sanıyorum ki bir tutarsızlık örneğidir. Tabi bu noktada şahsi kanaatim, Iced Earth gibi enfes müzik üreten bir grubun liriklerinin; mesnetsiz bir milliyetçilik propagandası içermesindense, metal müziğin ruhuna uygun, umudu besleyen bir şekilde 'isyan' etmesidir.

ICED EARTH ÜZERİNDEN METALCİLERİN POLİTİK TUTARSIZLIKLARININ ELEŞTİRİSİ

Metal gruplarının birçoğunda özellikle politik tutum söz konusu olduğunda, biçim ve içerik bağlamında ortaya çelişkili bir durum çıkıyor. Kaldı ki çoğu grup politik kaygı gütmeden dahi liriklerini oluştursa, pratikte sanki 'çok milliyetçi' veya 'çok devrimci' vs gibi görünümlere bürünebiliyor. Bu konuya örnek oluşturması açısından kafamda beliren ilk grup, Manowar. Grubun adı 'Man of War' sözcüğünden gelmekte. Yani; savaş adamı. Bu kadar savaş öğesinden beslenen bir grubun dışarıdan görünüşü elbette 'militarist' olarak algılanabilir. Oysaki grubun beyni Joey DeMaio bu konuda şöyle düşünüyor: Hayat, her gün sürüp giden bir savaştır. Savaş temasını neredeyse bütün şarkılarında oldukça 'şiddetli' bir şekilde işlemesinden ve şarkılarının askerlerin motivasyon ölçülerine tavan yaptırmasından dolayı Amerikan ordusunda propaganda aracı olarak kullanılmasından kaynaklı, Manowar'a vurulan 'faşist' yaftası aslında oldukça yanlış. Grubun kurucu elemanı, Kızıldereli soyundan gelen ve yazdığı bazı şarkılarda kendi atalarına yapılan zulmü açık yüreklilikle ortaya koyan bir şahıs. Dolayısıyla Manowar için yönlendirilen 'faşist', 'Amerikan milliyetçisi' atıfları çok eğreti kalır. Bir zamanlar 'gençlere kötü örnek olma' konu başlığıyla metal gruplarına açılan davalardan birinde Rob Halford'un mahkemeye verdiği cevap, bazı grupların dıştan görünümlerine yönelik peşinen yapıştırılan etiketlerin içinin ne kadar boş olduğunu gösterir niteliktedir: 'Biz, şarkılarımızda hayatı anlatıyoruz. (…) Gerçek, acı da olsa gerçektir ve onu yalanla örtmek en büyük ihanettir.'

Bazı politik meseleler dahilinde haklarında yazılan çizilen birçok metal grubu var. Bunların hepsini bu yazı içerisinde irdelemek imkansız. Yazı için pilot grup olarak seçilen Iced Earth değerlendirmeye alındığında, grupların taşıdığı politik tutumların çoğunlukla tutarsızlık içerdiği önermesine, naçizane bir şekilde haklılık vermektedir. Bu durum bence eleştirilmesi gereken bir şeydir. Muhatabı milyonlar olan metal gruplarının elemanları, politik konum alacaklarsa, bu hususta kendilerini çok daha yetkin hale getirmeliler.

Yıllardır bu konu üzerine çokça kelam edilmiştir. Örneğin, Slayer'ın Naziler ile ilgili tutumu birçok kişi tarafından hala net değildir ve bir tutarsızlık hali oluşturmaktadır. Bu yazı; meseleyi, yalnızca kimi metal gruplarının politik tutumları dolayısıyla tespit edilen tutarsızlık örneklerini eleştirme görüşü üzerine kurulmuştur. Kesinlikle başka bir yazıya konu edilmesi gereken nokta ise, ortaya çıkan tutarsızlıkların nedenini sorgulamak olmalıdır. Milyonlarca insanın amansızca takip ettiği metal gruplarının söyledikleri ve söyleyecekleri her şey, doğalında milyonlarca zihinde karşılık bulacaktır. Metal gruplarında zuhur eden bu tutarsızlıklar, meselenin tarihsel ve sosyolojik bağlamıyla irdelenmesini hak ediyor.

Berk ÇAVDAR



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: