MÜZİK ODASI

Müzik Üzerine Düşünce Kumkumalığı: Klasik ve Popüler Müzik Üstüne

Altuğ Kanbakan - 24 Haziran 2011

 

Müzik Üzerine Düşünce Kumkumalığı: Klasik ve Popüler Müzik Üstüne

 

  Şimdiye değin rock müziğin muhalif tutumundan, bu tutumun gelişimi ve içinde barındırdığı bazı çelişkilerden bahsettim. Biraz daha "büyük resme" bakma heveslisi olduğuma kanaat getirdiğimden, müziğin felsefesi hakkında düşünce kumkumalığı yapmaya ve atıp tutmaya karar verdim.

            Bu serinin ilk yazısında klasik ve popüler müziğin üretiminden girip "tek telli bir saz olan evrene" doğru yol alıp müziğin düşünsel mevzularına girip çıkacağım. Hazır mısınız?

            Müzikte yapılan üretim ve bunun müzik endüstrisi tarafından "dinleyicilere" pazarlanması, müziğin beste unsuru ile değil, meta olarak daha işlevsel olan marka unsuru ile ilintilidir. Marka olma kavramı iki şekilde açıklanabilir: Birincisi herhangi bir bestenin icracı tarafından tekrar yorumlanması ve bunun icracının "alamet-i farikası" olarak kullanılmasıdır (Bu arada  pek çok  "özgün" olarak addedilen bestelerin intiha, ya da araklama -artık ne derseniz- barındırdığı süregelen bir tartışma konusudur). İkincisi ise, icracının ayaklarını bastığı zemin, kendine yakıştırılan, kendisinden önce var olan bir başka icracı ya da bestekarın adı kullanılarak kendisine referans verilmesidir.

            Burada bir not: İntihalden ve araklamadan bahsedince genel olarak olumsuz bir hava esiyor ortalıkta. Bu intihal mevzusunu büyütmenin de pek bir anlamı yok. Müziğin yazılı tarihi sınırlı olmasına karşın kullanılan, hatta sık kullanılan paternlerin varlığı, müziğin bir tekrar kültürü olduğunu gösteriyor. Bu yüzden çok acımasız davranmamalı.

            Günümüzdeki pek çok grup ve icracının "eskiye rağbet etmesi" de, bu durumdan ileri gelmektedir. Bugüne değin kendisinden "özgün" çalışmalar beklenen grupların 80' lerin ve 90' ların rock ve pop gruplarına ait besteleri yeniden yorumlama yoluna başvurması, kendilerine ait bir referans grubu oluşturma ve gelecekte de bu referanslardan biri olma isteğinden kaynaklanmaktadır. İşte bu durumdan dolayı her ne kadar "popüler gruplar \ icracılar" endüstri ile sorun yaşasalar da bir o kadar da uyumludurlar.

            Endüstrinin "malın satışına" araç olacak referansların meydana gelmesi ile grubun / icracının gelecekteki gruplara yönelik referans olma isteği aynı doğrultudadır. Bu referans olma ve gösterme durumunu şu şekilde de açıklayabiliriz: Referans olarak alınan icracı / grubun yetkin olduğu fikri, toplumun bir kısmı tarafından kabul görmüş olmalıdır. Yani işaret edilen, "feyz alındığı" belirtilen grubun da benzer şekilde bir tür referansları olmalıdır toplum içerisinde. Bu, icra edilen parçanın ve icracının da "yetkin" olduğu konusunda bizleri ikna eder.

            Burada bir not: Sadece bu varsayım dahi, müziğin bir tür tekrar kültürü olduğunu ortaya koymaktadır. Müziğin değişimi dediğimiz şey önceleri yeni enstrümanların icadı ve bu enstrümanların olası sınırlarını en iyi şekilde test etmek iken şimdilerde bu durum kendini yeni teknolojiler ile bu olası sınırların bozulmuş (distortion) ya da kolaj hale getirilmiş (mixing) versiyonları ile göstermektedir. Esasında değişen paternler değil, bunların kullanım tarzlarıdır. Buna  verilebilecek güzel örneklerden biri de şu adreste yer almakta: http://www.everythingisaremix.info/ . Referans olma, alma ve tekrar kültürü hakkında beni derin düşüncelere iten Demirhan Baylan'a da selam vermeyi unutmamalı bu arada.

            Aslında bu durum, biraz zorlama gibi gözükse de müziğin ya da sanatın diğer dallarının temelinde, geleneklerinin oluşumunda yer almaktadır. Tekrar edilen belirli kalıplar, gösterilen atıflar bir kültürel geleneği işaret eder. Kanımca klasik müzik ile popüler müzik arasındaki fark da tam olarak burada yatmaktadır.           

            Klasik müzikte icra, bestecinin belirlediği düzlemde ilerler. Klasik müzikte besteci-icracı ilişkisi, popüler müziğe göre daha farklıdır. Klasik müzikte icracı genelde silik bir konumda bulunur. Bir nevi bestecinin bir vekili konumunda... Popüler müzikte ise tekrar icra edilen eser, yeniden icra eden kişi / grubun kendi özgün yorumunu da ihtiva eder. Bu popüler müzik geleneğinin, önceden de belirttiğim gibi, ticarileşmesinin bir sonucudur. Ayrıca referans alma-olma konusuna girmiyorum, zira klasik müziğin böyle bir araca ihtiyacı yoktu.

Müzik Üzerine Düşünce Kumkumalığı: Klasik ve Popüler Müzik Üstüne

 Resim: Tek telli bir saz olarak tasarlanmış evren (Robert Fludd,  Utriusque Cosmi Historia [Oppenheim, 1617] (Nicholas Cook - Müziğin ABC' sinden)

  Burada uzun bir not: Esasında bu farklılık sadece müziğin ticarileşmesinden kaynaklanmamakta. Ortaçağ'da ya da diğer deyişle "klasik müziğin" klasik müzik olmadığı zamanlarda, müziğe bakış açısı şimdikinden oldukça farklıydı.  Robert Fludd'a ait "Utriusque Cosmi Historia"daki bir çizimi dahi bu bakış açısı, farklılığı ortaya koyar niteliktedir. Resimde görüldüğü üzere tek bir telden meydana gelen bir sazın titreşmesiyle ortaya çıkan notaların sahibi yukarıdaki ilahi bir varlığın elinden başkası değildir. Bu da müziğin sıradan bilginin ötesinde yatan gizli bir dünyaya açılan pencere olduğu inancının müzikte ağırlıklı olarak kabul edildiğini gösterir. Pek tabii ki bu inanç sadece Avrupa'daki Hristiyanlığın bir öğretisi değil, kendinden önceki inanç ve kültürlerde de yer etmiş bir inançtır. Burjuva devrimlerinin getirdiği aydınlanma dönemi ile müziğin toplumu insanı anlama ve anlatma aracı olarak görülmesi fikri, müzik tarihine göre oldukça yeni bir fikir.

            Bu döneme ait verilebilecek iyi örneklerden biri de, literatürde "Schenkerian Analysis" olarak geçen müziğin temelini oluşuturan yapısını tonalite ile açıklayan Heinrich Schenker (1868-1935)'e aittir. Schenker'e göre, sadece "Müzik" vardı. Büyük harfle yazılması gerektiğine inanıyordu müziğin (inadına küçük yazdım) ve müziğin dışında bu müziğin aktarıcıları vardı. Bu aktarıcıları, "sanatçı" ve "dahi sanatçı" olarak ikiye ayıran Schenker, bu dahi sanatçıların müziğin özüne ulaşıp aktarabileceğine kanaat getirmişti ki, yukarıda yer alan çizimdeki o tek telli saz olarak evrene birebir örtüşmektedir. Yine Schenker'e göre tek bir müzik vardı (aynı tek bir tanrının olması gibi) ve tüm beste ve icralar tek bir doğanın aktarımıydı.

            Tabi Schenker'in tek doğa fikri külliyen yanlış. Sömürgecilik öncesi Avrupa kültürünün bir yansıması olan bu fikir 20. yy içerisinde, ilerleyen yıllarda "her kültürün kendi doğasını ve gerçeklerini yansıttığı" fikrine doğru evrildi.

            Yine klasik müzikte dinleyici "takdir eden" konumunda yer almaktadır. Ancak bu pasif durum müzik endüstrisinin şu anda dayattığı türden bir pasifliğe de benzemez. Müzik endüstrisi, "özgün bir üretim yapıyorsan, katkıcı olabilirsin" fikrini kendi içinde çelişkili olsa da sunarken ve dayatırken; klasik müzikte bu durum "müziği sadece işinin ehli olan ve yetenekli -belki de tanrıya daha yakın olan- insanlar besteleyip icra edebilir" biçiminde karşımıza çıkmaktadır.

            Müzik endüstrisinin bu yarattığı "görece özgür" ortamın çelişkili olduğunu belirttim. Bunu biraz daha açmakta fayda var. Popüler müzikte belirli patern-akorların tekrarı bu kültürü yaşatır niteliktedir. Metal ve rock müzik dinleyicisi olan pek çok okurun bildiği gibi, pek çok şarkı benzer gamlar içerisinde, benzer patern ve akorların farklı şekillerde tekrarından meydana gelir. İşin içine distortion gibi enstrümana dair teknolojik değişimlerin ya da vokal tarzlarının değişik biçimlerde olması (harsh, brutal, clean...) bu durumu değiştirir nitelikte değildir. Sadece paternin farklı bir biçimde tekrar yazılması, yaratılması anlamına gelir.

            Klasik müziğin "Tanrıdan gelen doğal müziğin yansıması" olduğu fikri yerini görselliğe bulanmış bir meta üretimine bıraktı diyebiliriz. Ancak bu devasa nitelikteki değişim insanların müziği bir tür ayin / ritüel / dinsel olgu olarak algılamasını değiştirmedi kanımca. Zira 19. yy'da kuralları ile var olan devasa konser salonları, rock / metal müzikte yerini festival kamplarına ve barlara bıraktı. Pek tabi bu kuralların biçimleri ve anlamları oldukça değişti ancak "müzik" fikrinin özü değişmedi. Belki de müziğin evrenselliği de bu noktaya parmak basmaktadır, ne dersiniz?

 Kaynakça:

Nicholas Cook - Müziğin ABC' si (Kabalcı, 1999)

Demirhan Baylan - Wolpadinga (Mavi Ağaç, 2006)

www.everythinisaremix.info



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: