MÜZİK ODASI

Rock Topluluğu Festivali'nden İzlenimler

Altuğ Kanbakan - 27 Nisan 2015

Akdeniz Üniversitesi Rock Topluluğu (AÜRT) bu sene, kuruluşunun on birinci yılında. Kimileri için oldukça kısa bir süre olmasına rağmen, sanırım benim de içinde bulunduğum bir dönem olmasından dolayı uzun ve meşakkatli bir süre olduğunu söyleyebilirim. Tüm rock topluluklarında çalışmadığım için diğer öğrenci topluluklarında işler nasıl yürürdü bilmiyorum ancak bizde bazen "kör topal" devam ediyordu.

Pek çok insan Topluluğumuzu gevşek, adamsendeci ve disiplinsiz bir grup "tipik"(!) Rocker olarak görmekte ve eleştirmekteydi. Kimi zaman ve açılardan haklı olan bu eleştirinin dozu bazen o kadar yüksek oluyordu ki insanın var olan "bir şey yapma isteği" dahi kayboluyordu. Zamanla bu eleştirileri tolere edebilmeyi, bunları olumlu sonuçlara çevirebilmeyi ve mantık dışı olanları ise yok sayabilmeyi öğrendik/öğrendim. Rocker olmanın her geçen gün zorlaştığı bir ülkede; onun da imkânları ve çeşitliliklerinin nispeten az olduğu bir şehirde çalışmanın zorlukları vardı üzerimizde. Hayaller ve gerçekler arasındaki bu uçurumun yarattığı "pasif-agresif rocker" kimliği ve davranış kalıbını yıkmak oldukça zaman ve emek gerektiriyordu.

İşte bu ahval ve şeraitler içerisinde dahi vazifesini Rock'n'Roll un aykırı ve muhalif kimliğini kurtarmak olarak gören insanlar geçtiğimiz günlerde (21-22 Nisan 2015) Akdeniz Üniversitesi kampüsünde bir festival düzenleyerek attıkları büyük adımlara bir yenisini daha ekledi. Baştan sona büyük özveride bulunulan ve emek harcanan bu festivale dair izlenimlerimi sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Öncesinde, A.Ü.R.T'nin "Altın Çağını" yaşatan değerli üyelerine -başta kâğıt üzerinde "başkan" sıfatı taşımasına rağmen "hacı bizde başkanlık koltuğu yok, anca başkanlık taburesi olur!" diyen- Bulut Can Almaz'a, Mustafa Ünlükuş'a, Tufan Kaya'ya, Efecan Bozdağ'a, Doğukan Mertçe'ye, Alptekin Çöplüoğlu'na, Buğrahan 'İskandinav' Şahin'e, Rabia Öztürk'e, Gamze Er'e, Musa Eryılmaz'a, Talay Deniz'e -ve şu an adını hatırlayamadığım- emeği geçen herkese, bu yazıda yer alan videoların çekimini yapan şehir efsanemiz olan Ahmedoff'a teşekkürü bir borç bilirim.


Birinci Gün

Üç saatlik bir yolculuk sonunda vardığım Antalya'ya adımımı atar atmaz kendimi hemen kampüse giden ilk otobüse zor bela yetişip ilk macerayı yaşamış oldum. Konser alanı olan Olbia açık hava tiyatrosuna vardığımda ise topluluk üyeleri saatlerdir süren koşuşturmalarına devam ederken bir yandan insanlar da yavaş yavaş konser alanına gelmeye başlamıştı bile. Hemen ayakaltından çekilip, milleti tuhaf bir mutlulukla izlemeye koyuldum. Mezun olduktan sonra pek çok yeni insan topluluğa katılmış; bir sağa bir sola yetişmeye çalışıp arı gibi çalışıyordu. Sonunda Bulut'u görüp selamlaştım, topluluğun kurucularından olan arkadaşlara da rastlayıp sohbete daldık. Ses kontrolleri de başlayınca performansları merakla beklemeye başladım. İlk günün line-up'ı ağırlıklı olarak yerel gruplardan oluşuyordu. Ve festivalin açılışında da topluluğun bir grubu olan Horse's Revenge yaptı. Oldukça yeni kurulmuş olan grup daha çok Black Sabbath ve hard rock cover'ları ile karşımıza çıktı. Grubun sahne performansı idare ederdi, zira yeni kurulduklarından dolayı enerjilerini seyirciye pek aktaramadılar. Ancak grup elemanlarının kusursuz çalması yanı sıra solist Alptekin'in sesi beni keyiflendirmeye yetti de arttı. Tam sesine uygun tarz ve parçalarla dinlemesi oldukça eğlenceli bu grubun ileride çok can yakacak bir hard rock grubu olacağını düşünüyorum.


Ardından sahneyi yine Antalyalı bir grup olan Normal Şartlar Üstünde aldı. İş çıkışı gömlek kravat kombinasyonu ile gelen solist/gitarist Murat'ın dikkat çeken giyimi dışında, sonradan tanışma fırsatı yakaladığım, gerek karakteri gerek görünüm itibariyle Behzat Ç.'deki "Hayalet" karakterine oldukça benzeyen davulcu Mehmet'in ve özellikle saksafondaki Eren'in şahane blues performansları çok güzeldi. Her ne kadar bu tip "acayip isimli" gruplara kıl olsam da, kendileri de sahnede bu ismi koyduklarına pişman olduklarını dile getirdiler. En azından bu pişmanlık dahi bana yeter. Ayrıca grubun kendi besteleri çok hoşuma gittiğini belirtmeliyim.



Pek de kısa sürmeyen ses kontrolleri ve konsere başlamadan yaşadıkları aksaklıklar nedeniyle sahne almaları biraz vakit alan Angona her ne kadar konsere bahtsız başlasa da, yeni parçaları ile beni benden aldı. Şu anda Delikasap'ın "Demo Sahnesi" bölümünde de yer alan Antalyalı grubun icra ettiklerini söylediği tarz Senfonik Alaturka Metal. Tarz kulağa biraz tuhaf ve zorlama gibi gelse de kendileri de yapmak istediği bu müzikal macerayı halen keşfetmekteler. Deneme yanılma yöntemini kullandıklarını söylüyorlar ama bana göre denemeleri her seferinde daha iyiye gidiyor. Senfonik altyapı eşliğinde icra ettikleri müziğin sahneye tek olumsuz yansıması sanırım biraz karışık olan ses ayarlaması olsa da yeni çıkacak olan EP'lerinden çaldıkları parçalar gerçekten çok güzeldi. Özellikle grubun solisti olan Utku'nun vokal performansı ise gerçekten çok iyiydi. Biraz metalcore öğeleri ile buluşan yeni şarkıların sahne performansı böyleyse bir de kayıt nasıl olur siz düşünün! Grubu facebook sayfalarından takip etmeyi unutmayın derim.

Rock Topluluğu Festivali'nden İzlenimler

 

Angona'dan sonra sahneyi devralan grup ise yine yerel bir grup olan Sıfır idi. Grubun sahne performansı inanılmazdı. Efsane bar performansları ile bilinen grup Audioslave, Pearl jam ve Pink Floyd coverları ile hem insanları mest etti hem de uzun zamandır dinlemediğim Pearl Jam'e büyük bir aşkla geri dönmemi sağladılar. Klavyedeki Erkan Yardibi'nin ve Gitarda Kani Kimya'nın performansları da ayrıca mükemmeldi. Bu arada videonun sonunda böğüren densiz olarak kayıtlara geçtiğimi de şimdi fark ediyorum.

 

 

Rock Topluluğu Festivali'nden İzlenimler

İlk günün son grubu, gözümde ise festivalin headliner'ı, Türkiye'nin en köklü ve İzmir'in efsane grubu tüm gönüllerin fatihi Rampage idi. Tüm kampüsü salladı desem herhalde az bile olur. Hatta bir arkadaşımın deyişi ile "…ve kampüsten Rampage geçti!". Baştan sona sahne şovları, grubun solisti Rüştü "The Hook" Fişekçi Abimizin "badass" tavırları ve kendine has sesi ile herkesi altüst etti, ezdi geçti. Sadece gitarı değil hepimizi bağırtan Savaş Oğuz'un ve davulda dahi yerinde duramayan Ozan Erdinç'in performansları ise kelimeler kifayetsiz kalır. Yılların eskitmek yerine bir efsane haline getirdiği Rampage'i kampüste dinlemek harika bir konser deneyimi oldu benim için. Army of the Visi0naries, The Way I die, Shadows, Apple Pie gibi şarkıları canlı dinlemek büyük bir keyifti.

 

 


İkinci Gün

İkinci günün sahne alan ilk grubu üniversite gruplarından Realite oldu. Yaptıklarına alternatif metal deseler de konserden anladığım bu çocukların -ünlü bir Doctor Who deyişi ile- bir biçimde "kültür şoku" yaşadığı oldu. Çünkü aynı zamanda hem Athena hem de Pink Floyd çalmaya çalışmak ya bilinç bulanıklığı ya da kişilik değişikliği (bkz. frontal lob tümörleri) ile açıklanabilir. Hadi Pink Floyd çalamazsın anlarım da Athena nedir arkadaşım? Ayrıca solistin performansı "yoksa metal dünyasına yeni bir Mehmet Erdem vakası mı geliyor?" sorusunu aklıma düşürdü. Kendi bestelerini konserin son bölümlerinde çalmayı tercih eden grubun bir an evvel ya cover yapmayı bırakması ya da birkaç şarkı daha yazmadan hiçbir konsere çıkmaması lazım. Zira cover parçaları ile kendi şarkıları arasında uçurumlar var. Bu arada nasıl olmuş da festivalin line-up ına girmişler halen anlayabilmiş değilim.

İzleyenler olarak yaşadığımız bu küçük çaplı "toplu intihar" eğiliminden sonra sahneye İzmirli grup Seraf çıktı. Grubu önceden dinlemediğimden sahneye ilk çıkan gitaristlerini kafada bandana altında da leopar desenli taytla görünce "Lan acaba bu elemanlar glamci mi?" dedim kendi kendime.

İlk grup olan Realite ile yaşadığımız tuhaflıklar silsilesinin son bulmayacağı belliydi dedikten sonra konserleri başladı. Oldukça saldırgan performansları; sahne şovu açısından "eşeğin rektal bölgesine suyla muamele" ile "eğlenceli ve tuhaf adamlar" olarak özetleyebileceğim o ince çizgide gidip gelen tarzlarıyla dikkat çeken grubun solisti son şarkılarını icra ederlerken nota sehpasına elinin tersiyle bir koyup sehpayı daha portatif birkaç parçaya bölünce -ya da daha modern bir tarifle nota sehpasına dışavurumcu yaklaşınca- olanlar oldu. Rock Topluluğu konser maliyetini azaltmak için okulun ses ve ışık birimini kullandığı için, grubun sesçi kardeşlerimizle yaşadığı pek de sözel olmayan sorunlara ek olarak yerle yeksan olan nota sehpası eklenince ses ekibi gerçek anlamıyla grubun "fişini çekti". Tabi haliyle pek de ufak olmayan bir arbede yaşandı. İş elbette arada olan Rock Topluluğu üyelerinin her iki tarafı da sakinleştirip konsere devam edilmesi için yapılan ikna çabalarına kaldı. Son şarkıları da olsa bu türden bir müdahaleye tepki gösteren grubun sahneden inmesi ile sonuçlanan olay neyse ki daha fazla büyümedi.

Şimdi, üniversitenin ses-ışık sorumlusu olan ve Rock Topluluğu'nun her etkinliğinde hiçbir şeyi eksik bırakmamak için olağanüstü bir çaba ile yardımımıza koşan, bugüne kadar hiçbir sorun yaşamadığımız ekibin tepkisi doğru muydu, yanlış mıydı ve benzeri sorularını cevaplamaya yeltenmeyeceğim. Ancak Bulut'un sabır dolu büyük bir çaba ile konserlerin devamlılığı için her iki tarafı da sakinleştirebilmiş olmasını takdir ettim.

 

Aksiyonlu Seraf konserinin ardından sahneyi Ankara'nın en havalı "Hard'n Heavy" grubu Halvet devraldı. Soğuk Ankara ikliminden farksız cool tavırları ile konserlerine -sanırım bir önceki sahne alan Seraf'a ithafen- solist/bas gitarist Mert'in "Merak etmeyin biz adam gibi çalacağız" sözleriyle başladı. Yeni çıkan albümleri "Çekilin Yolumuzdan" çaldıkları parçalara ek olarak Motörhead coverları ile izleyiciyi tekrar kendine getirdiler. Gitarist Umut gruba yeni katıldığını söylese de üçlünün uyumu gerçekten inanılmaz. Umarım "Halvetmeye" devam ederler de kulaklarımızın pası silinir. Samimi tavırları ve konser sonrası içmeye devam ederken yaptıkları muhabbetleri de eğlenceli olan grubu takip etmeye devam edin derim. Özetle: "Savaşma Halvet!"

Rock Topluluğu Festivali'nden İzlenimler

 

 

Halvet'in heavy metal sefasından sonra sahneyi İzmir'in Pantera şubesi; sahnelerin "Groove As Fuck" temsilcisi, Stoner'ın Allahı Mary "Fuckin'" Jane Hits devraldı. Grup elemanlarından birkaçı Seraf'ta da çaldığı için "Aman bir gerginlik çıkmasın" havasında başlayan konserin giderek hayvani bir sahne performansına dönüşmesi ile hem grup hem de izleyiciler sinir stresi bir kenara koyup kafa kopartmaya başladı. Kendi şarkılarını ağırlıkla çalan grubun konserlerinin sonuna doğru Down coverlarını çalmasıyla da "eargasm" evresine girdim. Tek kelimeyle muhteşem bir konserdi. Sabaha kadar çalsalar yerimden kıpırdamadan, şikâyet etmeden dinlerdim. Solist Kaan'ın performansını anlatmaya ise sözler yetersiz kalır.
 

 

Günün son konseri ile festivali kapanışını yapan ise festivalin tek black metal grubu olan, Antalyalı Black Mourn oldu. Pek bana hitap eden bir tarz olmasa da özellikle davulcuları Eren Emecan'ın performansı inanılmazdı. Solist/gitarist Selim'in bağırsak dökme heveslisi bir black metal sevdalısı olması yanı sıra festivaldeki ses kontrollerinde müthiş bir çabası vardı, çok da emeği geçti. Bu arada enteresan bir olay daha vuku buldu. Davulcu Eren nişanlısına evlenme teklif etti sahneden ve kazasız belasız "Evet" cevabını duyduk. Ardından tarzlarından ödün vermeden -yamulmuyorsam- Burzum'dan bir parça ile devam ettiler. Hayat ne tuhaf, vapurlar filan… Yalnız tarzlarından ödün vermediler dedim ama en son parçada sahneye çıkan diğer gruplardan -isim vererek rencide etmeyeyim- birkaç kişi ile çok da enteresan bir alttür olabilecek "Halaylı Black Metal"e yelken açtılar. Neyse ki işler daha da tuhaflaşmadan, özetle iyi bir performansla hem geceyi hem de festivali sonlandırdılar.

 

 

Başta da dediğim gibi, sağlam bir rocker olmanın her geçen gün zorlaştığı bir ülkede bu tür bir konseri amatör bir ruh ve sonsuz özveri ile gerçekleştirmek bir yana, yeltenmek dahi oldukça büyük bir başarı gözümde. Elbette her organizasyonda olabilecek kusurlar, gözden kaçan kimi detaylar olmuştur ancak neredeyse büyük bir kısmı yeni başlayan üyeler ile büyük bir disiplinle çalışmak bütün bu eksikleri ufak tefek aksaklıklar olarak değerlendirmeme sebep oluyor. Hem yerel hem de diğer şehirlerden gelen bu müthiş grupları toparlamak ve hem Akdeniz Üniversitesi hem de Topluluk tarihinde bir ilki başarmak oldu. Umarım, bu büyük adım daha büyük katılımlı konserlere önayak olur. Muhalif kimliğine leke sürmeden iş yapmanın bugünlerde neredeyse imkânsız olduğunu da bildiğimizden bizlere bu keyifli iki günü yaşatan tüm üyelere ve çalışanlara; bu festivalin bir parçası olan bütün gruplara çok teşekkür ederim. Bir üyesi olmuş olmaktan halen gurur duyduğum AÜRT için son sözlerim ise: Yaşasın Akdeniz Üniversitesi Rock Topluluğu, daima ve sonsuza kadar! \m/

Rock Topluluğu Festivali'nden İzlenimler
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: