MÜZİK ODASI

Şeytanlı Müziğin Reyisi SLAYER, ‘REPENTLESS’ ve GARY HOLT

Emre Doğulu - 17 Eylül 2015

KARŞINIZDA YENİ SLAYER ALBÜMÜ ‘REPENTLESS’ + GARY HOLT

Slayer’in yeni albümü ‘Repentless’ ‘sanal ortam’a düştü (İşin garip yanı bunu yapan ABD’deki Jeff Hanneman fan kulübü) bize de sadık bir Slayer dinleyicisi olarak incelemek düştü. 12 parçadan oluşan yeni Slayer albümü için daha önce detaylı bir teknik analiz yazmış ve grubun müzikal yapısındaki değişiklikler ve yayınlanan iki trailer parçanın ardından şu yorumda bulunmuştuk: “Sonuç olarak yayınlanan parçalardaki sound ve havanın 'Divine Intervention' albümünü yansıttığını söyleyebiliriz. Tam anlamıyla klasik bir Slayer albümü olmayacağı ve aralara serpiştirilmiş şekilde deneysel bir tonun hakim olacağı kesin olan 'Repentless' albümünü büyük bir merakla bekliyoruz. Ancak Hanneman olmadan Slayer'in halen çok sert, çok hızlı, çok öfkeli ancak bir şekilde 'başka bir şeye' dönüştüğü de gün gibi ortada…” Dediğimiz çıktı. Albüm ne ‘harika’ ne de ‘vasat’ Öncelikle albümdeki birçok parçanın intro ve outro riff’lerinin birbirinin neredeyse kopyası olduğunu belirtmem gerek.

Şeytanlı Müziğin Reyisi SLAYER, ‘REPENTLESS’ ve GARY HOLT

SLAYER AĞACININ TOPRAKTAKİ KÖKÜ: GARY HOLT

Albümde Gary Holt’a kocaman bir parantez açmak gerekli. Gary Holt inanılmaz bir şey başarmış ve aynı anda akıl almaz bir başarısızlığa imza atmış. Daha önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi Holt’un tonu ve riff’leri şaşırtıcı derecede Jeff Hanneman’a benzediği bilinen bir gerçek. Albümü dinlerken Hanneman’in bu albüm için hortladığını düşünebilirsiniz. Holt gruba öylesine adapte olmuş ki doğrudan Hanneman tonu ve riff’lerini yakalamış ancak Holt’a özgü olan ve günümüzde çok az sayıda kalmış olan pure Thrash gitar tonu ve sololarını terk etmiş. Slayer, ‘Diabolus in Musica’ albümünden bu yana Kerry King’in Groove ve nu Metal tonlarının hakimiyetinde ilerliyor ve bundan önceki albümlerin tersine riff işi ağırlıkla King’e, Solo yazım işi ise ağırlıkla Hanneman’a düşüyordu. King’in riff’ler üzerinde ağırlık kurmasının sonucu ise hızından hiçbir şey kaybetmemesine karşın Groove ya da aksan Thrash tonunda, kendini tekrar eden bir sound olmuştu. Bu albüm de bir istisna değil. Ancak her biri yaklaşık 4-5 riff’den oluşan parçalarda en az 1-2 riff Holt’a ait ve Holt ‘kendisine ayrılan hareket alanı’ içinde öylesine sololar ve riff’ler atıyor ki… (Örnek albümdeki ‘Chasing Death’ parçasındaki kısa solo ve riff geçişleri) Albümü dinlerken ‘eski Slayer’ diyeceğiniz neredeyse tüm riff partisyonları ve sololar Holt’a ait. (Hanneman yerine keşke King ölseymiş de zaten kanka olan Holt – Hanneman ortalığı kasıp kavursaymış’ diyesi geliyor insanın…) Holt bir nevi grup içindeki zaman makinesi gibi… Grubu Slayer’in gerçek pure tonuna yaklaştırmaya çalışan ancak bir yandan da King’in egosuna ses çıkarmamak zorunda kalan üye…

KLASİKLEŞMİŞ PARÇALARIN RİFF’LERİNİ ÇORBAYA SERPMECE!

Albüme ilişkin ufak bir detay da ucundan kıyısından Metallica’nın ‘Death Magnetic’ mantığına yaslanmış olması. Yani grubun çok sevilen parçalarında kullanılan ana riff’lerin ufak bir değişikle yeni parçalara monte edilmesi. İşin kolaya kaçma yöntemi olarak nitelendirilebilecek bu mantığın ‘fanboy’ kafasıyla albümü dinlemeyenler tarafından hemen fark edilebildiğini söylememe gerek bile yok. Bir parçanın Intro’su ‘War Ensemble’ riff’iyle, bir diğerinin orta partisyonları ‘213’ bir başkasının neredeyse baştan sona tüm iskeleti ‘Black Magic’ Riff’iyle bir başkasının low outro’su ise ‘Hell Awaits’ Intro’suyla yazılmış ortaya karışık riff yığını çıkmış. (Şaşırdık mı? Hayır, çünkü Slayer’in anatomisinde bu görevi müthiş bir mekanizma gibi sıraya koyup işleten adam şimdi toprağın altında…)

KAFA KIRILIR MI BU MÜZİKLE? ELBETTE! NASIL RAHAT EDERSEN…

Yine önceki yazımızda belirttiğimiz üzere yeni albümde ağır bir ‘Divine Intervention’ havasıyla karşılaşıyoruz. Aksanlı ve geçişli parçaların çoğu için bunu söyleyebilirim. Diğer yandan albümün geri kalan parçalarının sound’u ‘World Painted Blood’ albümündeki tonla neredeyse aynı. Bence tek fark Holt etkisi. Derseniz ki ‘Biz bu albümle kafayı duvara vurup kırar kendimizden geçer miyiz?’ cevap kesinlikle evet! Sonuçta karşımızda patlamaya hazır bekleyen bomba bir Slayer albümü. Diğer yandan Gary Holt, Thrash türünün en etkin, öncü ve yaratıcı gitaristlerinden birisidir. Tüm zamanların en büyük Thrash albümlerinden birisi sayılan ‘Bonded by Blood’ kısaca Holt’un eseridir ve Holt’un Slayer’a inanılmaz şeyler kattığı kesin. Her şey bir yana albümdeki ‘You Against You’ parçasındaki gitar solosuna ve riff, tempo geçişlerine dikkat etmenizi öneririm. ‘You Against You’ albümün en etkili parçası ve dinlediğimde bende ‘Reign in Blood’ etkisi oluşturan tek parça oldu diyebilirim. Riff geçişleri, aksan, sürekli hız temposu ve sololar bende grupta ‘ canavar içeride bir yerlerde halen yaşıyor’ düşüncesi oluşturdu. Bu parça değişkenliği, öfkesi, hızı ve komplike müzik iskeletiyle gerçek bir Slayer parçası.

GÜÇLÜ, SERT, HIZLI VE YAŞLI!

Slayer bu albüm için büyük kelimeler kullanmadı ve sadece Hanneman’in eksikliğini aratmayacak ve klasik Slayer tarzında olacak bir albümden bahsetti. Büyük ölçüde söylediklerini gerçekleştirdiğini anlıyoruz. Artık Thrash Metal dinleyicilerinin Big Four denilen tayfadan eskiye dönük bir iş yapmasını ummak ya da klasikleşmiş albümlerindekine benzer parçalar ortaya koymasını ümit etmek gibi beklentileri olmamalı nitekim bunların ruhu yaşlanmış. Efendim ben bunları taaa…. (Bunu Big Four dışındaki Testament, Annihilator ya da Kreator gibi köküne sıkı sıkıya bağlı gruplar için asla söyleyemem nitekim her albümleriyle bizleri dağdan dağa fırlatıyorlar.) Slayer bu yıl ortalığı kasıp kavuracak gibisinden çok iddialı sözler kullanmayacağım. Yalnızca elimizde 1994 yılı sonrasındaki Slayer’in bir albümü olduğu, çok güçlü, öfkeli ve hızlı bir Thrash Metal albümüyle karşılaşacağınızı ve Gary Holt’un hepinizi koltuklarınızdan fırlatıp mest edeceğini söyleyebilirim. Genel manada bu kadar güçlü, sert ve hızlı bir albüm de biz niye öyle eleştirip durduk? Öncelikle bizler Slayer’in sadık dinleyicisiyiz ve bu bizi kesmiyor arkadaş. Kısaca eski öfke ve yıkıcı sert müzik halen ‘içeride bir yerde’ ve bunu gerçekten ortaya çıkarmaktansa mantıkla ve piyasa-dinleyici terazisiyle bir müzik yapılmakta... Umarız bu ‘kendini frenleyen’ koşullardan kurtulurlar. (Big Four’dan bir şey umut etmeyin demiş miydim?)

EMRE ÖZTÜRK

Şeytanlı Müziğin Reyisi SLAYER, ‘REPENTLESS’ ve GARY HOLT



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: