MÜZİK ÖTESİ

Ahmet Hakan, Görgün Taner, Dalgacı Kızlar ve Murat Arda'nın Pelin adlı Romanı

Atlantisten Gelen Adam - 30 Kasım 2013

Güven Erkin Erkal'ın gecesindeydim dün gece. Müzik emekçisi Erkal'ın Türkiye Rock Tarihi kitap serisi için Sefahathane adlı mekanda bir parti düzenlendi. Murat Beşer dostum ile buluşup, öncesinde Rock'n'rolla adlı barda müthiş sosyolojik analizler ve "sınıfımıza uygun" içki ritüellerinden sonra bir üst sınıfa atlamak için parti yolunu tuttuk.

Ahmet Hakan, Görgün Taner, Dalgacı Kızlar ve Murat Arda'nın Pelin adlı Romanı

Murat Beşer, sadece müzik uzmanı değil, aynı zamanda gerçek bir sucuk ve yemek gurmesi olduğunu da muhabbetiyle bana kanıtladı ve o konuşurken artık ben ona baktığımda sevimli bir müzik yazarı değil, kaz yağıyla yapılmış pilav, vejeteryan mutfağına dair bol proteinli bir ıspanak yemeği ve/veya az yağda pişmiş tavuk görüyordum (Yaptığı muhabbetle karnımı öyke acıktırıyordu ki koca bi tabak tavuklu pilav yedikten sonra az daha Güven'in partisine değil, Dolapdere'deki tarihi kasap köftecisine gidecektim!)…

…Neyse efendim, mekana geçtik. Mekanda Birgün gazetesi'nden, Sol gazetesinden, Aydınlık gazetesi'nden ve Hürriyet gazetesi'nden yazarlar vardı. Tam kafaya bir şişe birayı dikmiştim ki Ahmet Hakan ile göz göze geldik!

Ahmet Hakan, Görgün Taner, Dalgacı Kızlar ve Murat Arda'nın Pelin adlı Romanı

Ahmet'in içki içip içmediğini bilmiyordum, ama karşımda bana bakıyorken içmiyordu. Pelin adlı romanımın daha yazım aşamasında (bir imam hatipli kızın "sıra dışı" maceraları şeklinde kabaca aktarabileceğim bir konusu var) Ahmet Hakan ile yazışmış ve onun fikirlerini de almak istemiştim. İşte fırsat karşımdaydı, Ahmet Hakan ile nihayet yüzyüze de görüşebilecek, onunla bir Pelin muhabbeti çevirebilecektim! Lakin adam görünürde içki içmiyor ve benim elimde ise bir şişe bira var! Ne yapacağız? Ayıp olmasın? Ne bileyim!? Kendi etrafımda şöyle bir 360 derece döndükten sonra yaptığım bu hareketle zaten hepten budala göründüğümün de farkına vardım ve elimdeki birayla Ahmet Hakan'a doğru ilerledim.

Ona doğru ilerlerken yüzünde 'ben bu çocuğu nerden hatırlıyorum yahu' bakışının peyda olduğunu farkettim. Tabi bu yüz ifadesi başka bir anlam da taşıyor olabilirdi. Yanında üç hoş kadın var ve ben ona salça olmaya gidiyorum ve aynı yüz ifadesi için pekala 'lan bu herifte gelecek, şimdi kadınların yanında beni esir edecek' okuması da yapılabilirdi!

"Merhaba hocam, beni hatırladınız mı?"
"Hmm... Merhaba… Sanki, ama? Çıkaramadım galiba."
"Ben Murat Arda. Atlantisten Gelen Adam." Biraz tepkisini bekledim, yüzündeki kekremsi ifade değişmeyince "Pelin'in yazarı yahu, hah hah hah" şeklinde, yarı yandaki kızların şaşkın bakışlarından utanç, yarı henüz hatırlanmamış olmanın verdiği delici ızdıraptan sıkıntılı bir şekilde Ahmet Hakan'ın beni bir an evvel hatırlaması için huzursuz bekleyişe geçmiştim. Rock'n'Rolla'da ve bu mekanda peş peşe hızlı içtiğim biralardan da kafam kazan gibi olmuştu, lanet olsun, içkiye hala dayanıklı bir insan değildim! Ahmet Hakan ise eeee, ööö dedikten sonra kafamdan aşağı kaynar sular döken o meşum cümleyi ağzından döküverdi:

"Şeyyy… Siz beni Ahmet Hakan sanıyorsunuz sanırım…"

Bu cümle ağzından çıkar çıkmaz üç kadın ve Ahmet Hakan öyle bir kahkaha koyverdi ki kafamın ağrısı üç kat arttı! Ahmet Hakan'ın hınzır bir kişiliği olduğunu biliyordum ama kızların yanında benle taşşak geçmesi beni azıcık rencide etmişti. Tam içimden 'la bu Ahmet Hakan ne kitapsız adammış diye geçirip' hayal kırıklığıyla masama geri dönecekken Ahmet Hakan şöyle dedi:

"Ben Görgün Taner!"
Görgün Taner mi? Bu ismi nerden hatırlıyorum. Durdum. İki saniye düşündüm ve hemen aklıma geldi. Yıllar önce delikasap'ı çıkardığımızda bize akreditasyon tanımayan IKSV başkanının adıydı bu! Kuruma telefon açmış ve bizzat Görgün Taner'i isteyip ağzıma geleni başkana söylemiştim! Türkiye'nin ilk dijital dergisiydik ve dijital dergilere akreditasyon yapmıyoruz lafıyla deliye dönmüştüm çünkü Avrupa'daki tüm festivallere Türkiye'den akredite tek müzik mecmuasıydık. Tüm bunları aklımdan geçiriyorken kızların gülme tufanını fark edememiştim. Düşüncelerim dağılıp AHMET-TANER ve çevresindeki genç hanımlara döndüğümde duyduklarım hemen hemen şunlardı: (Kızlar parmaklarıyla Ahmet-Taner'i gösterip) "Sen Ahmet'sin, ne kandırıyorsun çocuğu PUHAHAHAHA" ve bu kahkahaların şiddetini artıran -biraz önceki gerilimini üzerinden atmış görünen- Ahmet-Taner'in "ya evet, bugün bu üçüncü oldu ehehehee" gülüş kasırgaları.

"Peh!" dedim, "Görgün Taner'i de tanıyorum zaten." Son bir deneme yapmaya karar verdim. Pes etmemeye kararlıydım. Yarı şaka, yarı ciddi; "İçki vereceğim, içerse Görgün, içmezse Ahmet!" Kızlardan iyice cin olanı yine bir kahkaha patlatıp "Ahmet içer, Görgün içmez ki" deyince kasırga gene koptu. Bu defa AHMET-TANER de kızlarla gülüyordu ama ben sakinliğimi korudum ve şansımı zorlamayı sürdürdüm. Yahu Ahmet Hakan'ı tanımıyor muyum, işte karşımdaki ta kendisiydi!
"Ahmet Hocam" dedim sinirlenmemeye çalışarak, "Pelin kitap elinize geçti mi?"
Ahmet-Taner büyük bir ciddiyetle "tiyatro eseri mi?" deyince içtiğim içkiler sanki bir anda damarlarımdan çekildi!
Bu adam, hakikaten de Ahmet Hakan olmayabilirdi! Kızların gülüşü kasvetli ve yıldırımvari sürüyordu. Ama artık AHMET-TANER ile aramda tekinsiz bir mücadele başlamıştı ve bu arenada gülümseme silahı artık kullanılmıyordu. Ahmet-Taner'in yüzü, artık eğlenmeyen bir surat ifadesine gark olduğunda lisede sevilmediği halde baloya giden ve kafasına domuz kanı yiyen Carrie'ye dönmüş gibi hissettim kendimi ve masama geri dönmeye (bir kez daha ve nihayet) karar verdim.

Lakin Carrie pes etmemişti, ben ise şansımı sonuna kadar zorlayacaktım! Ahmet Hakan'ın benimle taşşak geçmesi çok pis zoruma gitmişti ama emin de olamıyordum. Ne Ahmet Hakan'ı, şimdilik kimliği belirsiz olduğu için Ahmet-Taner demeye devam etmeliyim. Allah belamı versin, niye bu kadar içmiştim ki. Pon pon kızlardan biri, elindeki tepside içinde renkli içkiler olan bardaklarla önümden geçiyordu, içkiler beleşti ve bir bardağı kapıp fondip yaptım ve gözüme kestirdiğim sevimli ve halden anlar görüntülü birinin koluna yapıştım! "Pardon, sizin yardımınıza ihtiyacım var!"
Hatun, muhtemelen ona yavşadığımı düşündü ama yine de yüzümdeki safdil ifadeden dolayı beni dinlemeye karar verdi. "Aha" dedim, "şu adam; Ahmet Hakan mı Görgün Taner mi?"

Tam bunu söylediğim anda AHMET-TANER yanımıza doğru geldi ve "Şerminciğim napıyoruz?" dedi. Şermin'in biraz önceki femme-fatale duruşu birden yok oldu ve "PUHAHAHAHA seni Ahmet Hakan sanıyor!" cümlesiyle Carrie'yi alaya alan popüler liseli zincirine o da katıldı. Bula bula kankasını bulmuşum soracak!

Tuna Kiremitçi yanımdan geçiyordu, "selam" dedim, "siz Kemancı'ya gelir miydiniz, yüzünüz çok tanıdık."

"Sanki sizin yüzünüz de aşina geliyor" dedi. Adam çok cool'du. Tuna Kiremitçi olduğuna emindim.

Ahmet Hakan, Görgün Taner, Dalgacı Kızlar ve Murat Arda'nın Pelin adlı Romanı



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: