MÜZİK ÖTESİ

GEEK KÜLTÜRÜ BÖLÜM 2 - TÜRKİYE'DEN BİR TUHAFLIKLAR SİLSİLESİ

Evren Ünal - 27 Temmuz 2011

(Bir önceki yazının devamıdır…)

 Bir Ridley Scott başyapıtı olan Blade Runner'da kamera Los Angeles'ın futuristik, tech-noir/cyberpunk soslu sokaklarında usulca gezinirken birden gözümüze bir tabela takılır: "Atari"! Film yapımcıları 2019'un amerikasını tasvir ederken belli ki Atari'nin çoktan tarihe karışan bir firma olacağını kestirememişler. Ancak günümüzde bakıyoruz ki, havadaki kuvvetli nostalji dalgası ve çoktan 30'unu devirmiş geek popülasyonu sayesinde Atari, Commodore gibi "vintaj" sistemleri tekrar diriltilmeye çalışılıyor. Şimdilerde filmlerde görüp dalga geçtiğimiz gelecek tasvirlerinin gerçek olma ihtimaline götürüyor bu bizi.

GEEK KÜLTÜRÜ BÖLÜM 2 - TÜRKİYE'DEN  BİR TUHAFLIKLAR SİLSİLESİ

Bu "öldü denilenin diriltilmesi" mevzusu bildiğiniz gibi yazının ilk bölümünde belirttiğim üzere geçmişe, klasik olana duyulan özlemden kaynaklanmaktadır. Salt sinemada olmayıp; müzikteki reunion albümü/konseri dalgasıyla da baş gösteren "vintajcılık akımı" son birkaç yıla bakarsak Türkiye'de de başlı başına bir eğilim olma yolunda ilerliyor. Dünyayı Kurtaran Adam'ın rezil bir devam filmi yanında Whisky'nin leziz bir yeni best of kaydı var elimizde kanıt olarak sunabileceğimiz.

Dünyayı Kurtaran Adam demişken; geek kültürünün dünyada en çok rağbet gösterdiği dallardan biri de trash/çöp sinemasıdır. Özellikle Bollywood sinemasıyla birlikte ele alırsak Türkiye bu açıdan bulunmaz hint kumaşı (bulunur olanını zaten Bollywood halletmiş - evet kötü bir espri) tadında eserleriyle dünya çapında başlı başına bir fenomen. Seksenlerin neredeyse ekol olmuş tüm post-amerikan kahramanlarının (Rambo, Rocky, Örümcek Adam, Süpermen, Batman vs.) başına "Turkish" sıfatı getirerek pazarlanması şimdilerin taklitçiliğiyle meşhur Çinlilerin yanına bile yaklaşamayacağı bir piyasa oluşturmuştu zamanında. Hatta bir adım öteye gidip "Turkish Captain America" karakterini de (3 Dev Adam filminden) yarattılar ki Kaptan Amerika'nın Türk olması nasıl oluyor mu dersiniz, yoksa yapımcıların bu saf iyilik dolu samimiyetine gıptayla mı bakarsınız! Şimdilerde mumla aradığımız 70'ler ve 80'lerdeki bu samimiyet olgusu duyduğumuz özlemin asıl kaynağıdır belki de. 

GEEK KÜLTÜRÜ BÖLÜM 2 - TÜRKİYE'DEN  BİR TUHAFLIKLAR SİLSİLESİ

Opuaa Opuaa!

Fantastik sinemaya kazandırdıklarımız sadece batının ucuz kopyası olan filmler değil elbette. Özellikle Cüneyt Arkın'ın Kılıç Aslan'ı (Lion Man diye de bilinir), ve Spartacus'ten arak meşhur "Kara Murat Benim." repliği ile Kara Murat serileri, Kartal Tibet'li Tarkan ve Karaoğlan uyarlamaları. 60'lıve 80'li yıllar arasında epey popüler olan fantastik sinema janrının baş tacı eserleriydi. Fantastik sinemamız dünyanın ilk sivri dişli Drakulası (Drakula İstanbulda), dünyanın ilk Red Kit ve Kaptan Amerika filmi gibi nadide uyarlamalarla dünya çapında büyük haysiyet sahibidir. Maalesef acı bir gerçek var ki ne Kültür Bakanlığı ne de Film Stüdyoları ülkemizdeki Fantastik film bolluğunun farkında değil, ya da görmezden geliyorlar! Yunanistan'dan Onar Films başta olmak üzere, Dijital olarak yenilenmiş dvdlerini çıkaran yurtdışında belli başlı pek çok firma var. Biz de kendi filmlerimizi ancak yurtdışından (!) getirtmek zorunda bırakılıyoruz. Ülkemizden Türk Trash/Fantastik sinemasının gelişimine dünya çapında ün kazanmasına en büyük katkıyı sağlayan merhum Metin Demirhan ve ünlü Levanten 'vampir'lerden Giovanni Scognamillo'yu da unutmamak lazım. Ayrıca internet üzerinde Öteki Sinema ve İyi-Kötü film gibi bloglar sayesinde küçük çaplı da olsa sinemamıza sahip çıkanlar var. Ancak asıl büyük ilgi gösteren kendi insanımız değil nitekim.

Bkz: Turkish Captain America tanıtım videosu: http://www.darkmaze.com/post/deja-view-turkish-captain-america/

Yine aynı ekipten Turkish Star Trek incelemesi: http://www.darkmaze.com/post/deja-view-turkish-star-trek/

Ayrıca youtube üzerinden "Turkish Pop Cinema" diye aratırsanız, 24 dklık, döneme ışık tutan Cüneyt Arkın, Aytekin Akkaya gibi isimlerle yapılmış bir röportajlar içeren bir belgesele rastlıyorsunuz.

Sinema bir yana, ülkemizde çizgi roman alanında da yabana atılmayacak gelişmeler mevcut. Internet çağının başlangıcından önce bir elin parmaklarını geçmeyen çizgi roman yayımcıları günümüzde iki elin parmakları kadar olsa bile, bu işe gönül vermiş korsan oluşumlar, yabancı çizgi romanların balonlanması gibi "geek" işi aktivitelerle el altından yayınlanan pek çok çizgi roman sayesinde bu kültürden de geri kalmıyoruz haliyle. Hatta bir süre önce Amerika ile aynı anda ve hatta kısmen daha ucuza yayın yapan bir aylık Conan maceramız bile vardı. 3 kuşaktır çizgi roman ile büyüyen bir nesil olarak yine de ancak ülkemiz çizgi roman kültürünün yaşaması da gerilla atılımlara ve bireysel mücadelelere bağlı. Yurtdışından çizgi roman getirmek riskli olduğu gibi, Türkçe çizgi roman çıkarmak ta bir o kadar riskli bir girişim. (Gerçekten çok yetenekli çizerlerimiz var bu konuda) Ne devlet sanatın bu tür "tuhaf" dallarıyla ilgilenir, ne de ana akım medya da konu hakkında reklamlar görebiliriz; ne de insanımız okumaya meraklıdır. Çizgi romanların medyada kendi yer bulduğu zaman Atatürk'ün yüzü gözü kan içinde tasvir edildiği ya da Amerikan çizgi romanında Türkiye geçtiği zaman olur ancak. Geek insanların neden bir azınlık kültürü oluşturduğunun farkı işte burada çıkıyor karşımıza. Ayrıca kültürel değerlerimize her zaman olduğu gibi sahip çıkmıyoruz.

"…and i'll form the head!"

Bu kadar çemkirmeden ve serzenişten sonra son olarak gelelim bir de geek koleksiyoncuların en az geyik başı koleksiyonculuğu kadar tuhaf bakılan"Action Figure" koleksiyonculuğuna. Aslında bu yönelim salt hareketli figürlerle alakalı değil. Hoşlaşılan her tür film/müzik/kitap/çizgi roman konulu yan ürünler, 'collectible' lar hatta tıpkısının aynısı (replica) ya da gerçekten kullanılmış eşyalar gibi çılgınlık ve obsesyon boyutuna varan bu hastalığın tabii ki nevi şahsına münhasır George Lucas'ın peydahladığı bir eğilim olduğu su götürmez bir gerçek. Spawn serisinin yaratıcısı olan McFarlane sayesinde de 98-99 gibi ülkemiz bu sefer "yetişkinlere yönelik" action figure'ler ile tanışmıştı. Günümüzde artık salt film figürleri değil, rock/metal dünyasının kült ikonlarının bile odamızın bir köşesini süsleyebilecek gerçekçi figürleri bulunmakta. Ya da "geek objeleri" diyebiliriz kısaca. (Slash, TV Ünitemin üzerinden hepinize el sallar.) Tuhaf olan diğer geeksel atılımlarda olduğu gibi piyasada tutunmaya çalışan pek çok yerli/yabancı figür üreticileri bulunmakta. (Bkz Manamana Toys ülkemizden güzel bir örnek.) Ancak heykele ucube gözüyle bakıldığı, ve devletçe bu bakış açısının desteklendiği sürece kendi üretkenliğimizi gerçekleştirmemiz için daha birkaç fırın ekmek yememiz lazım.

GEEK KÜLTÜRÜ BÖLÜM 2 - TÜRKİYE'DEN  BİR TUHAFLIKLAR SİLSİLESİ

Deli Kasap'ın duruşu itibariyle bir "azınlık topluluğu" olduğu aşikar. Hepimiz dünyanın 'tuhaf' dediği hobilere sahip olan insanlarız. Bu yüzden yerli her türlü 'geeksel' oluşumu desteklememiz lazım. Zamanında Tolkien'in dediği gibi 'arada kaçabilmemiz' için gereken tek şey bu kültürel çeşitlilik, kültürel sapmalardır. (iyi anlamda!) Tuhaf dediğin nedir ki? belki çok 'normal' insanlar evrenin kendi dengesi içinde tuhaf varlıklardır. Belki de mavi bildiğimiz gökyüzü aslında yeşildir ve hepimiz renk körüyüzdür. Kim bilir?

Ünlü bir kahinin de dediği gibi: "There's no Spoon…"
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: