MÜZİK ÖTESİ

Göbek deliğindeki zeytin misali; 90'lar Türk-pop müziği

Önder Çelik - 1 Eylül 2014

Size doksanlar pop lakırdısından bahsedeyim biraz. Allahtan çocuktum o zamanlar. O basit, kaygan, yağlı, yapış yapış aşk muhabbetlerinden bir bok anlamazdım. Şanslıydım sanırım. Gel zaman git zaman, bilmem kaçıncı müzik ödüllerini vermeye başlayan, arabesk bozması bir kanalın ilk masturbasyonunu yapmaya başladığı yıllardı. Son ses açıp, olduğum yerde zıplardım. Ohh ne güzel... Serdar Ortaç'ın ilk kasetinin üstündeki deliklere kağıt sıkıştırıp, "başlat" ile "ileri sar" tuşuna aynı anda basaraktan, kendi kasedimi kayıt etmiştim. Teknik kısmını unutmuş olabilirim. Buna benzer bir şeydi işte. Dün gibi aklımda. O kaseti alabilmek içinde epey ağlamıştım anneme.

 Göbek deliğindeki zeytin misali; 90'lar Türk-pop müziği

Göbek çukurunda bekleyen Gemlik zeytini, sadece bir Gemlik zeytiniydi. Feci bir aptallığın içinden pek yara almadan kurtulmuşum. Büyüdük sonra, annem yaşlandı. Babamın beli tutmaz oldu. Ben evlilik hayalleri kurmaya başladım. Serdar Ortaç zeytin yemeyi bıraktı. Ajda Pekkan ölmedi hala... Belki de, neslimizin bir yanını artık toprağa vermek gerekiyor. Yada iyi tarafından bakalım, yaptıkları işleri gömsek yeterli gibi. Yoksa "Allah uzun ömürler versin " bize ne? Yazıyı ciddiye alıp bana da çatal fırlatır mı bilmem ama, sosyal medyada dolaşan şu üç notalı piyano modifiyesi başarılı.

En gelişkin haliyle, isimlerin önüne sıfatlar eklemekten hiç haz etmem. Yoksa zeytinci, esrarcı, kayıkçı, motorcu, saksafoncu gibi sıfatlar mevcut. Softaların, frekansları henüz esir almaya başlamadığı yıllar pompalanan bu kültürün, bir kısmımızın ergenliğine denk geldiği muhtemeldir. İnsan milyar yıldır süregelen bir evrimin ürünü neticede. Bu zırvalığı nasıl atlattıklarına dair deneyimlerini paylaşmak isteyen varsa buyursun. Üstünde derinlemesine analizler yapılamayacak bir vaziyette, geride bıraktığımız bu fotoğraf, büyüdü, büyüdü, düğün salonlarında becerilmeye çalışılan tekno bir hal aldı. Göbeklerini birbirlerine taşıtmaya çalıştıkları, garip figürler ortaya çıktı. En vahimi, kimileri anlamlar yükledi bunlara. İçlerinden "bizim ki daha eski. O sene şurda oynadıydık" diyenler, ropörtajlar bile verdi. Bu kültürü bir kaç kişinin üzerine yıkmak doğru değil tabii ki. Görünenin ardında bir çok kişi var. İşin emekçilerinden bağımsız olarak konuşursak, halkı aptal yerine koymanın çeşitlerinden biri sadece. Ama işte, gel gör ki en yaygın hali.

Özenti kültür eliyle başlayan bu yozlaşmanın, batılılaşma ilkesinin yanlış anlaşılması ile alakası olmadığı açık. Yoksa ucu "Ulvi Cemaller"e dayanır içinden çıkamayız. En azından "sözleri ve ezgileri bu topraklara aitti" deyip işin içinden çıkabiliyoruz. Doksanlar lakırdısı içinde bu cümleyi kurabilmek şuan için ütopya. Karşılaştırma gibi değil. Farklı kulvarların farklı yanlış iki işi sadece. Bence üzerine uzun uzun yazılabilecek bir mevzudur da ayrıca. Ama yeterince gelişene kadar, işi, kitaplarını öğrencilere dört takside satmaya çalışan aydın müzisyenlere bırakalım. Ölecekler zaten yakında. Sonra meydan bize kalacak. Yoksa Bach'ın amca çocuklarından başlayıp, Donezetti paşaya kadar bir getiririm ki muhabbeti, sıkılırsınız. Yaşasın Barok dönemden, Osmanlı müziğine geçiş. Şu taksit meselesini de anlatacağım bi ara.



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: