MÜZİK ÖTESİ

İran Kedileri Hakkında Bilinmeyenler…

Altuğ Kanbakan - 7 Şubat 2011

 

İran, oldukça yakınımızda olan bir ülke olmasına karşın kültürel olarak aynı oranda yakın olmaması bugüne dek oldukça tuhaf karşıladığım bir durumdu. Aynı topraklarda gelişen iki toplumun bu kadar birbirine uzak bir kültürel birikime sahip olması nedeniyle İran filmlerine karşı bir zayıf yönüm mevcut sanırım.

Bu filmlerin film festivallerinde aldıkları ödüller konusunda, belki herkes kadar, çekincelerim var. İran'dan çıkan sanatçıların ya da eserlerinin ideolojik olarak ele alınması elbette farklı bir yazının konusu olmalı ancak yazıda bu filmlerin toplum içerisindeki saha farklı bir kanadı temsil ettiği gerçeğini göz önünde bulundurmak sanırım gerekli olacak.

No One Knows About Persian Cats, bu yönden ele alındığında ve konusu İran'da rock ve metal müziğin icra edilmesi olunca oldukça dikkat çekici bir film oldu benim için. Filmi izleyene kadar, bu müziğin oldukça zor koşullarda yapılmaya çalışıldığı ve devletin bu müziğe gerici bakışına dair genel fikirlerim mevcuttu.

İran Kedileri Hakkında Bilinmeyenler…

Filme Dair

Film, Askan ve Negar adlı iki müzisyenin, daha özgür bir biçimde müziklerini icra edebilecekleri bir ülkeye gitmeye çalışmaları üzerine kurulu. Müziğin doğal akışı içerisinde olan "müziğin kitlelerle paylaşılması" ya da diğer adıyla konser nedeniyle hapse düşen kahramanlarımız, çıktıklarında bir grup toparlayarak İran'dan çıkmaya çalışırlar. Hem yurt dışına çıkmalarına hem de grup toparlamalarına yardımcı olabilecek, birçok grupla ve kişiyle bağlantısı olan Nader ile tanışmalarıyla olaylar birbirini izler.

Grup kurma yolculuğu sırasında birçok "farklı" müzik icra eden grubu ziyaret eden kahramanlarımız, İran' daki "gizli kalmış" kültürel birikimi, belki de gerçek anlamda "underground" kültürü görmemize olanak sağlıyor. Ahırlardan dehlizlere; inşaatların ve binaların üstüne gecekondu misali kurulmuş stüdyo benzeri ortamlara kadar pek çok yerde müziği icra eden gruplara / kişilere rastlıyorsunuz. Pek çok grubun yapmaya çalıştığı şey, İran kültürü ile batı müziğini birleştirebilmek, daha fazla insana müziklerini duyurabilmek.

Nedenler & Sonuçlar

Tüm bu anlattıklarımdan ziyade, İran'daki müziğe olan yaklaşım beni Jacques Attali'nin müzik üzerine olan teorisini hatırlattı. Attali'nin "gürültü ve armoni" arasında kurduğu bağı şu şekilde özetlemekte:

"Gürültüyle birlikte düzensizlik ve onun karşıtı müzik doğdu. Müzikle birlikte iktidar ve onun karşıtı bozgunculuk doğdu." "... gürültü kontrolü yoksa, (sesleri) sınırlamak, eğitmek, baskı altında tutmak için kanun yoksa, iktidar da yoktur." "Müziksiz özgürlük de yoktur. Müzik, kendini ve başkalarını aşmaya, normların ve kuralların ötesine geçmeye,... teşvik eder."

İşte bu sebepten dolayı Attali gürültüyü hem bir iktidar aracı hem de isyan kaynağı olarak tariflemektedir. Politikanın her zaman gürültü öznelerini büyük bir ilgiyle dinlediğini, kendini sağlama alma yolunun bundan geçtiğini belirtmektedir.

Tüm bu belirttiğim nedenlerden ötürü, müziğin daha gerici ve tutucu bir yönetimde nasıl bir formasyon alacağı az çok belli olmaktadır. Bu durum sadece günümüz İran'ı ile ilgili bir tespit değil kuşkusuz. Müziğin kontrolünün Roma'dan kiliseye geçtiği dönemlerde benzer sınırlandırmalar ve baskılar yaşanmıştı.

Örneğin 1209'da Avingon Konsili, "şarkıcıların (özellikle kadınların), yakışıksız eğlencelerin ve dansların dinleyicileri günaha davet ettiğini" öne sürerek, birkaç yıl içerisinde kadın topluluklarının müzik yapmasını engeller.

Benzer biçimde 12. yy'da iktidar truver (gezgin müzisyenler) ve jonglörleri kiralamak suretiyle kullanmıştır. Kralların müziği bir propaganda aracı olarak kullanması, sanırım müziğin ekonomi-politiği hakkında da kabaca bir fikir verebilir.

Vurgulamaya çalıştığım sadece müziğin işlevi ve iktidar için tehdit olup olmaması değil. Ortaçağ'ın bitiminde ortaya çıkan "klasik müzik" olarak tarif edilen, saray müziğinden bağımsız müziğin, bugünkü müzik dünyasına etkileri ile değerlendirirsek, bugün yer altında var olmaya çalışan "bağımsız" İran müziğinin geleceğe nasıl bir kültürel miras bırakacağı kanımca önemli bir soru.

Filmin esas kahramanları olan Ashkan ve Negar'ın kendi hayatlarını bir filmde oynamaları sanırım bu filmi daha önemli kılıyor. Bunun yanısıra, Bahman Ghobadi'nin filmi, izinsiz olarak, onyedi günde çektiği ve bu süre zarfında iki kez film ekibiyle tutuklandığı düşünülürse sanırım filmin "gerçek değeri" ortaya çıkacaktır. Burada gerçek değerden kastım, Cannes gibi festivallerde alınan ödüllerin değer biçmede pek de önemli olmadığıdır. Avrupa'nın İran politikası hakkında burada atıp tutacak değilim, ancak bu tür festivallerin politik bir bakış açısı olduğu bir gerçek.

Kısacası, günümüz müzik-iktidar ilişkileri hakkında fikir açıcı olan bu filmi müzikle ilgilenenlerin izlemesi gerektiğini düşünüyorum



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: