SÖYLEŞİ

"Ölene kadar şenlikli-metal'e devam!" Ahlaksız Alestorm ile özel röportaj...

Gül Bade Tonak - 9 Ekim 2014

Hem Alestorm hem de Gloryhammer gruplarının kafa elemanı Christopher Bowes'un kulisine girdik, işte yaptığımız hoşbeş, işte eğlenceli korsanlı pop metal!

DeliKasap: Günün nasıl geçiyor?
Christopher Bowes: Hayatımın en güzel gününü geçiriyorum. Her şey çok güzel gidiyor, dünya büyülü bir yer. Bütün festival boyunca buradaydım. İlk gün Alestorm'la sahnedeydik, ardından çok sarhoş oldum ama neyse ki Volbeat çıkmadan önce ayağa kalkabildim! Bugünkü Gloryhammer konseri için dünü sakin geçirdim. Şimdi de elimde bir birayla muhabbet ediyorum. Kısacası her şey çok iyi gidiyor. Akşamki Black Sabbath konserini iple çekiyorum.
DK: Alestorm'la 4. albümünüz yakında çıkıyor, bir yandan da Gloryhammer'la çalışıyorsun, üstelik de henüz 28 yaşındasın. Nasıl oluyor iki farklı grup hayatı?


CB: İki grubu çok rahat idare ediyorum, sonsuza kadar böyle devam edebilirim. Hayattan tek beklentim ölene kadar parti hayatı yaşamak. Ne kadar fazla grupta çalarsan da partiye o kadar devam ediyorsun, o kadar turluyorsun, o kadar fazla festivale katılıyorsun. Ben gerçekten son derece sığ bir pisliğimdir (asshole dedi affedersiniz), tek derdim sarhoş olmak ve günümü gün etmek.
DK: Alestorm ismi nereden geldi? Biraya bir gönderme mi?
CB: Evet, bir bira fırtınası olarak düşünebilirsin. Ya da bir bira tsunamisi örneğin.
DK: Bira fırtınasının korsan temasıyla birleşimi ortaya eğlenceli bir power metal çıkartıyor ama eğlenceli olmaktan eğlencelik olmaya doğru gitme riski vardır böyle durumlarda. Böyle bir korkunuz var mı?
CB: Birincisi; biz hepimiz çok eğleniyoruz. Böyle bir risk olduğunu biliyorum, folk metale yaklaşınca bu risk de ortaya çıkar. Ama hayır, bizim için böyle bir sorun yok. En baştan beri aynı temayla devam ettik, bundan sonra da böyle olacak. Gerçek bir folk metal grubu olmadığımızı biliyoruz, aslında yaptığımız müziğe bir yerde pop bile denebilir çünkü her şey eğlenmek üzerine kurulu. Birinci kural parti! Bu yüzden de eksene hep parti yapmayı koyuyoruz ve sahnede gördüğün şey gerçekten de bizim kendi partimiz, sadece sahne şovu değil.
DK: O halde Gloryhammer senin "ciddi" projen, bir nevi hayatının ciddi yanı mı?
CB: Neredeyse öyle. Ben çok büyük bir metal fanıyım, gruptaki herkes de öyle. Özellikle de çok büyük bir Rhapsody fanıyımdır. Bugünkü konserlerinin yalnızca üç şarkısını dinleyebildiğim için kahroldum ama imza verme saatimiz gelmişti. Ağırlıklı olarak power metale dayanan bir müzik zevkim var, zaten sadece Gloryhammer'da değil Alestorm'da da bunu net şekilde ortaya koyuyorum.
DK: Bu soruyu çok duyuyorsundur eminim ama ben de soracağım: peki ya Running Wild? Bayrağı onlardan mı devraldınız sence?
CB: Evet, haklısın, bu soru her yerde karşımızda. Aslında gruptaki hiç kimse Running Wild fanı değil. Doğrusu demomuzu kaydedip sağa sola dinlettiğimizde herkes bizi onlara benzetene kadar grubu bilmiyorduk bile. Dinleyen herkes "biliyor musunuz, Running Wild diye bir grup var, onlar da korsanlar hakkında şarkı yapıyor" demeye başladı. Running Wild bizim için bir ilham kaynağı olmadı, zira adamları bilmiyorduk bile.
DK: Korsanlarla ilgili bir grubun 70000 Tons of Metal'da sahneye çıkması çok iyi bir fikir gibi geliyor. Bu festivalin gediklilerinden olma yolundasınız, özel bir şey yapıyor musunuz bu konsept için?
CB: 70000 Tons of Metal'ın kendisi zaten özel. Seneye de tekrar çalacağız. O zamana kadar nasıl bekleyeceğim bilmiyorum çünkü, çok ciddiyim, hayatta bu festivalden daha eğlenceli hiçbir şey yok! Hayatımda daha eğlenceli bir şey görmedim, ki iş eğlenceyse, şimdiye kadar bir şeyler gördüğümü varsayıyorum.
DK: Graspop'ta bu sene çok erken bir saatte çıktınız ancak konser yine de kalabalıktı ve en çok dikkatimi çeken şey fanlarınızın çok büyük kısmının 18-20 yaş arasındaki gençler olması oldu. Alestorm büyük çıkışını şu an mı yaşıyor?
CB: Müziğimiz daha çok gençler için çünkü hedefi eğlence. Konserlerde erken saatte çalmayı da seviyorum çünkü bütün günü içmeye ayırabiliyorum. Ayrıca partiyi başlatan grup olma hissi de çok güzel. Seyirciye baktığımda da herkes çok mutlu görünüyordu.
DK: Korsan temasını nasıl seçtiniz?


CB: Aslında her şey şöyle başladı: "Haydi arkadaşlar, bir power metal grubu kuralım" dedim arkadaşlar da "tamam" dediler. Yakın zamanlarda korsanlarla ilgili bir şarkı yazmıştım, haydi bunu deneyelim dedik. Şahsen öyle büyük bir korsan sevdalısı değilimdir. Ama şarkıyı sevdik, sonra bir şarkı daha yazdık ve bu da korsanlarla ilgili oldu. Bunu arka arkaya bir sürü şarkı takip etti. Böyle bir amaç yoktu ama yaptığımız şarkılar çok iyi gidiyordu. Sonra baktık ki fanlar konserlerimize korsan kostümüyle gelmeye başlamış... Biz de böylece bir korsan grubu olduk. Korsan imajı sevilen bir şey çünkü "hepiniz siktirin, kimse umrumda değil, ben keyfime bakarım" mesajı veriyor ve bunu seviyorum. Şunu da eklemeliyim: ben kendimi bir korsan yerine koymuyorum, bu eğlenceli imaj hoşuma gidiyor.
DK: Son albümünüzün adı "Sunset on the Golden Age". Peki nedir bu altın çağ?
CB: Korsanların altın çağına bir referans. 1690'lar ile 1720'ler arasına denk gelen, korsanların ülke donanmalarından güçlü olduğu, çalıp çırpıp içtikleri altın bir dönem. Bu dönemin sonlanışını konu alıyoruz; aslında acıklı bir yanı var. Bu dönemin bitişi gerçek manada korsanlığın da bitişi oluyor.
DK: Yeni albümde sürprizler var mı?
CB: Yeni albümde bazı enteresanlıklar var. Metal core'dan ilham alan ya da tekno tarzı klavyeler kullandığımız şarkılar var ama genelinde bütünlüklü bir albüm.
DK: İki grubun birbirinden farklı görünen işler yapsa da özlerinde bir devamlılık var. Katılıyor musun bu fikre?
CB: Evet, ikisinde de dinleyeni eşlik etmeye davet eden, akılda kalan türden melodilerin olduğu bir metal tarzı var. Her iki grubun da şarkılarının çoğunu ben yazıyorum. Genelde önemsediğim şey de dinleyiciyi eşlik etmeye teşvik etmesi. Bana göre güzel bir şarkı bunu yakalayabilen bir şarkıdır. İki grup için yaptığım işler birbirinden farklı görünseler de aslında bu anlamda büyük bir ortaklıkları var.
DK: Korsan temalı başka gruplar da çıkmaya başladı. Bunlar arasından sevdiklerin var mı?
CB: Avusturalya'lı Lagerstein isimli bir grup var, onları çok beğeniyorum. Oradayken tanıştık, geçen yılın Ekim ayında da İngiltere, İskoçya ve İrlanda'da beraber turladık. Çok fazla içen, çok fazla dağıtan gerçek bir korsan metal grubu. Biraz da bu yüzden turneye onlarla çıktık. Red Rum da çok güzel müzik yapıyor. Turnede onlar da vardı. Kısacası hep beraber bir korsan turnesi yapmış olduk. "Useless fucking bastards" turnesinden farklı olarak tüm gruplar korsan metal grubuydu.
DK: Korsan metalin veya korsan temalı olmasa bile eğlenceyi folk metalle birleştiren grupların geleceğini nasıl görüyorsun?
CB: Folk metalin, daha doğrusu geleneksel folk metalin artık sonunun geliyor olduğunu düşünüyorum. Gerçekçi olalım, artık herkes bundan sıkılıyor. Daha nereye kadar "seni seviyorum Odin" diye bağrınarak devam edebilirler? Kimin umrunda bütün bunlar? Artık daha ilginç bir şeyler bulmalılar. Bugün müzik dünyasında Thor'u seviyor olduğun için bir grubu alıp yürütemezsin, daha fazlasına sahip olmalısın. Hemen bir kaç yıl sonrasında ne olur bilmiyorum ama folk metalin güzel günlerini geride bıraktığını düşünüyorum. Artık başka bir şey bulmalılar. Doğal bir süreç bu, yaşamın doğal döngüsü değişimi gerektiriyor.
DK: Peki siz kendi korsan temanıza ne kadar bağlısınız? Bir gün işinize istediğiniz şekilde yaramaz olursa grubu mu dağıtırsınız, yoksa başka bir şey mi denersiniz?
CB: Başka bir şey denerim. Korsan teması bir yandan eğlencenin bir yandan da başkaldırının metaforu olarak ortaya çıktı. Gözümde her şeye resti çekmiş "sizin hayatınızı beğenmiyorum, hepinizin canı cehenneme" demiş ve kendini gününü gün etmeye adamış insanları temsil ediyor korsanlar. Bu temayla bir geleceğimiz olduğunu umuyorum. Ama olmasa bile bu başkaldırı ve gününü gün etme konularını ele almaktan vazgeçemem.
DK: İskoçya'da star mertebesinde misiniz? Müzik piyasası ne durumda?
CB: Aklındaki örnek yaklaşık 6 milyonluk bir ülke olan İsveç'in Sabaton'u gibi altın plaklar, Grammy ödülleri alabilen bir grup olmak ise, durum bu değil. İskoçya da aşağı yukarı aynı büyüklükte ama metal bakımından bir fark var: kimsenin umrunda değil. Belki İskoçya'da daha çok konser veriyoruz ama örneğin Belçika'da bir konserimiz olacağı zaman bunun daha büyük bir konser olacağını biliyoruz. Kendi ülkenizde göz ardı edilip başka ülkelerde daha çok sevilmek tuhaf bir şey. Bu durum metal dünyasına bakış açımızı değiştirdi. En büyük seyirci kitlemiz İskoçya'da değil.
DK: Nerede peki?
CB: Hem Alestorm hem de Gloryhammer için şimdiye kadar ki en büyük konserler burada, Graspop'ta oldu. Belçikalılar bizi çok seviyor, biz de onları.
DK: Tebrikler! Zaman ayırdığın için çok teşekkür ederiz. Ufukta bir Türkiye konseri ihtimali görüyor musun?
CB: Ayarlasanıza bir tane! Bir teklif olursa hemen geliriz. Parti neredeyse biz de oradayız...


 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: