SÖYLEŞİ

Yavru Vatan'da Kıstırdık: Cem Köksal be annem!

İzlem Bozkurt - 28 Mart 2012

Gelirken güneyde, giderken kuzeyde. Kısıtlanmışlıklar adasında, deli kasap yavru vatan şubesi tedirginlikle sunar: bir Cem Köksal söyleşisi.

Yavru Vatan'da Kıstırdık: Cem Köksal be annem!

Kıbrısı nasıl buldun?

Sıcak, çok sıcak. Ama güzel.

İstanbul nasıl? Keyfi yerinde mi? Balık ekmek nasıl bir şeydi. Ben unuttum diyerek dalıyorum konuya. İlk albümü çıkartırken (Just Set Me Free) neler umdun neler buldun; nasıl bir süreçti?

Açıkçası ne bekliyordum ne beklemiyordum o gün ki ruh halimi hatırlamıyorum. Ama çok heyecanlıydım yaptığım şeyden. Tabii ki güzel bir şeyler yapmak istemiştim. Benim için önemli olan istediğim şeyi tam olarak yansıtmaktı, bunu da mümkün olduğunca geniş kitlelere ulaştırmaktı. Sonuç olarak hiç kimse bu müziği sadece evinde, yatak odasında dinlemek için yapmıyor. Yani mutlaka insanlarla paylaşmak için yapıyoruz, bunun tersi olan söylemlere katılmam. Çok içten yapılmış bir albümdü, çok uğraşılmış bir albümdü. Kendi şarkılarımla yaptığım bir albümdü. Onun için de gurur duyduğum bir albüm oldu.

Ortaya bir şeyler çıkarmaya çalışıp bunun sonucunda o albümü eline aldığında duyduğun haz mı daha onamlı yoksa onun ne kadar satacağı mı? Bı albümüm olsun? Benim olsun… Bu muydu?

Hayır, tabii ki de. Hiç öyle mütevazı olmadım. Aman bir albümüm olsun, ama çok satmasın diye bir düşüncem olmadı. Ben öyle şeylere çok inanmıyorum. Bu konuda hırslıyım, hırslı olmak da bu konuda bence güzel.

Albümlerin piyasaya çıkarken maddi olarak ciddi anlamda zorladığını biliyoruz. Fazla göz önünde olmayan ve aslında destek açısından yeni olma halinin getirdiği bir yalnızlık söz konusuyken para önemli değil diyemeyiz?

Müzisyenlik elbette ki ön planda olmalı ama para olmadan hayatta hiçbir şey yapamayız. Hele böyle pahalı bir mesleği hiç yürütemeyiz. Ama tabi para kazanılacak bir müzik miydi Türkiye'de onu bilemem.

Bu soruyu sana sormazlarsa röportaj röportajdan sayılmıyor. Adamı eşek sudan gelene kadar dövüyorlar o yüzden Malmsteen'e benzetilmen desem?

O söylemler çok komik söylemler, ben onlara gülerek geçiyorum. Çünkü dünya üzerinde hiç bir sanatçı baksa birinden etkilenmeden müzik yaptım diyemez, hele ki ilk ürünlerinde. Bu daha önce beslendiği müziği kaba tabirle kusmaktadır.. O güne kadar olan herzeyi yansıtırsınız. Ki Zaten dünya üzerinde ilk ürünlerinde "ben yeni müzikler keşfettim " diyen var mı? Kim yeni müzik keşfetti acaba? O zaman Malmsteen de Ritchie Blackmore çakması, Randy Rhoads yakın dönem barok bestecilerden Carl Philipp Emanuel Bach çakması. O onun babasının çakması, o Vivaldi'nin çakması bu böyle gider yani. Bunlar çok komik söylemler. Bu kadar insanı bir odaya oturtun hadi sanat yapın deyin, dünyanın en yetenekli insanını genlerle keşfedin, hiç bir şey göstermeyin…

(sözünü kesiyorum ve) Mutlaka kulakta kalan tınıları alıp bir şeyler çıkarmaya çalışacaktır..

Hepimiz bunları alıp deforme ediyoruz birincisi bu. İkincisi, Joe (Lynn Turner) Malmsteen'ın en fazla satan albümündeki (Odyssey) vokalist. En büyük konserleri verdiği vokalist ve biz onunla çalıştık. Bunun daha başka bir açıklaması yok herhalde. O adam da kiminle çalışacağını bilir. Böyle olumsuz bir durum olsaydı çalışmazdık herhalde -ki bir de Malmsteen'in de gerçekten copy-paste'leri var dünyada.

Yavru Vatan'da Kıstırdık: Cem Köksal be annem!

Mutlaka öyle ama bu işin belki de böyle algılanmasını sağlayan,,asıl merak edilen Joe (Lynn Turner) ile bu projede nasıl bir araya geldiniz? O zaman sadece bir albümün vardı piyasada? Türkiye'de yeni duyulmuştun.

Bundan daha büyük bir başarı olabilir mi?

Başarını zaten sorgulamıyorum.. sadece bu projelerde nasıl bir araya geldiniz? Şans mı? Zorlama mı? Cem Köksal'ı tercih etmesinin nedeni sence neydi?

Yaptığınız ürün eğer gerçekten kendini ispat etmemiş, iyi bir ürün değilse tercih edilmezsiniz. Joe bana şöyle dedi; "Cem inanır mısın, her gün bana şu kadar (ellerini kocaman açıyor) CD gönderiliyor, (o zamanlar CD geliyordu) bakmıyordum, dinlemiyordum" dedi.

Seni dinlemesini sağlayan neydi o zaman?

Birincisi Türkiye'den böyle bir şeyin gitmesi enteresan bir şey. Çünkü hayatında ilk defa Türkiye'den böyle bir şey ona gitmiş. İkincisi ben yaptığım işleri ambalajlarken iyi ambalajlarım. Ona ulaştırırken; yani bizim de böyle bir proje var, gel Joe'cum bizimle çalış demiyorum. Joe, biz şimdi şöyle bir turne yapacağız, tarihleri bunlardır, parası şudur, pulu budur, şarkılar bunlardır. Bunu yollarsınız, ondan sonra her şey yerli yerinde oturur. O paketleri hazırlamak için bir de ben çok makale okudum. Teklif nasıl iletilir, sizin oradaki diliniz, lisanınız, konuşmanız, adama verdiğiniz göstergeler bunlar çok önemli faktörler. Dünyada ne müzisyenler var, konuşamıyorlar! Ha bir de biz 2005'de turneye çıkmıştık onun kaydını da gönderdik aynı zamanda. O da etkili olmuştur mutlaka. Joe, "vay anasını Türkiye nasıl bir yermiş" dedi.

Yavru Vatan'da Kıstırdık: Cem Köksal be annem!

Hazır Kıbrıs'tayken ve Gitarizma'ya geçmeden evvel Okan Ersan ile bir çalışmanız var. 20 Nisan'da bir araya geleceksiniz.

Gitarizma olarak var. Okan Ersan, ben ve Gür Akad Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde çalacağız.

Peki Gitarizma?

Gitarizma çok güzel bir proje oldu, ekibimizde Çağatay Ateş, Alpay Salt, klavyede Mert Topel var. Ve 'tarz' olarak Türkiye'de yapılmış ilk proje. Gitaristler genelde egoları çok yüksek adamlardır. Bilhassa bizim ülkemizde öyle. Belki hayat şartları belki de yırtmaya çalışmaktan. Ama biz bunu yıktığımıza inanıp bu konuda bir misyonumuz olduğunu, bu tip işlere ihtiyacımız olduğunu düşünüyoruz. Pek çok konserimiz oldu, inşallah daha da olacak.


Okan Ersan da Türkiye'de alışılmışın dışında tarzı olan bir gitarist. Jazz Fusion yapıyor.

Okan Ersan'la da sevgili Alpay Salt görüştü, o da sıcak baktı sağ olsun ve bir araya geldik. Çok güzel bir müzik yapıyor.

Öğrenci popülâsyonunun çok fazla olduğu bır yer olmasına rağmen Kıbrıs'ta biz müzik açlığını ciddi anlamda yasıyoruz. Ankara'da yasarken hafta sonu konser vermek için 6 saatlik otobüs yolculuğunu göze alıp İstanbul yoluna koyuluyoruz ama herhalde araya deniz giriyor diye 55dklık uçak yolculuğu -elbette ki maddi olarak ta zorladığından olsa gerek - göze alınmıyor. Kimse elini tasın altına koymadığından mıdır bilinmez ama Türkiye'de dinlediğimiz grupları burada dinleyemiyoruz. Nadiren de olsa iyi müzik yapan insanlar geliyor ve bu sefer de aksaklıklar olabiliyor. En basit örnek soundcheck esnasında tek bir kablo yüzünden problem yaşandı.

Türkiye'de olmuyor mu bunlar? Oluyor hem de babası oluyor. Ben ilk defa kablo çekip te soundcheck yapmadım. Bu ilk kez olan bir şey değil. Bunlar oluyor ama tabi olmasa daha iyi.

Az önce bahsettiğim ufak bir örnek. Bizim aslında KKTC olarak yasadığımız uluslararası problemler var. Okan Ersan bile buna maruz kalmış bir sanatçı. Dünya çapında bir turne olduğu zaman Kıbrıs bir çok ülke tarafından tanınmadığı için bazı etkinliklere katılınamıyor. Bu Türkiye için böyle değildir elbette ama katılmak isteyip de problem yasadığınız, destek görmediğiniz bir etkinlik oldu mu?

Zaten şöyle söyleyeyim; birçok ülkenin Türkiye'ye çok hoş bakmadığı kesin. Yavru vatana gelen kadar ana vatanda bir problem var. Biz bazı batı ülkelerine entegre olamıyoruz. bizim etnik projelerimiz, bize ait projeler daha fazla kabul görüyor. Onların yaptığı işlere adım atmaya başladığımız anda "bunlar nereden çıktı?" durumu var. Çünkü komşunuzun çok kuvvetli olmasını istemezsiniz.

Klasik bir yakarış gibi olacak ama dünya'da hala fesle dolaştığımızı düşünen insanlar mevcutken, yaptığımız müziğin böyle bir önyargı oluşturması çok normal. Böyle bir müzikle ortaya çıkıp, üstelik bunu da iyi kotardığımızı görmeleri ilginç olmakla birlikte sanırım onlarında hırsını tetikleyen bir şey. Bunu nasıl yorumluyorsun?

Şimdi "Allahın Türk'ü çıkmış niye böyle bir şey yapıyor" diye bir durum da oluyor yani, olmuyor değil. Joe mesela şey demişti: "Ben açıkçası böyle bir şey beklemiyordum, önyargılarım vardı."

Peki dış mihrakların önyargısından çıkıp kendi içimizdeki önyargılara bakarsak Türkiye'de bu önyargıların kırıldığını düşünüyor musun? Eskiden bu müziği dinleyen - klasiktir, Akmar Pasajı'nın önünde dikilen insanlara ucube muamelesi yapılıyordu. Yaptığınız müziği dinleyen kitlelerde son 4-5 senedir artış olduğu bir gerçek. Şimdi herkes rock 'n' roll erbabı. Ne düşünüyorsun, tatmin edici mi?

Söyle bir şey oldu, o kitleler daha çok yeni trend müziklere dalmaktaydı. Bizim sevdiğimiz melodik ,old school olarak tabir ettiğimiz rock'ın kökü olan müziklerden biraz uzaklaştılar. Artmış gibi gözükmekle beraber bizim kitlemizin yaş ortalaması yükseldi ve birazda "işimdeyim gücümdeyim" modeli olmaya başladı. Yani çok genişlediğini söyleyemem. Bizim için değil yani. Biraz böğürtülere döndü vokaller.

Yavru Vatan'da Kıstırdık: Cem Köksal be annem!

Daha Black, Hardcore tarzına eğilim mi var?

Ben onları dinlemiyorum.

Uzun saçları kesip askere gittim-geldim ben artık olgunlaştım ayagı yapılıyor gibi; "benim kafam artık bunları kaldırmıyor" mottosu benimsenmeye başladı. Bunun gibi bir şey mi?

Kafa kaldırmamakla ilgili hiç bir sorunum yok, onları ben müzikten kabul etmiyorum.

Bir müzisyen olarak buna neden böyle yaklaşıyorsunuz?

"Ben kabul etmiyorum" o müzik yok demek değildir. Ben kabul etmiyorum. "Ben o kadar önemli bir faktör değilim."  (Yazının bundan sonrasını okuyacaklar için uyarı: çocukları lütfen ekrandan uzaklaştırın. Kişisel gelişimlerinin olumsuz yönde etkilenmesine sebep verecek - kısa süreli - gerginlik içerir.)

Yani algı olarak sana hitap etmiyor?

Ankara havası dinleyerek, bunu müzikten kabul ediyorum diyorsanız, ben buna gerçekten bayılıyorum diyebiliyorsanız bir şey diyemem. Ama mesela bununla eğlenen Türkiye'de bir 50 milyon kişi var.

Müzik söz konusu olduğunda faşist davrandığım bir gerçek ama gene de saygı duyuyorum.

Ben herkesin yaptığına saygı duyuyorum. Ben saygısızlık etmiyorum. Ben onları müzikten kabul etmiyorum. Müzikal değil benim için. "Entertaintment" diyebilirim. Bu konularda çok sertim, yani onun için. 

Özetle sana hitap etmiyor yani! Üstüne geliyorum çünkü magazinci mantığı var şuan üstümde senden haberin 'flaş'ını oluşturacak şeyi duyana kadar zorlayacağım; "ANKARALI TURGUT'A KAYDIRDI" bizim de 'entertainment'ımız bu.

(Gülüşmeler) Yoo.. Ben hayat boyu kimseye ne yaranmaya çalıştım ne baksa bir şey yaptım. Ben böğüren adamları müzikal bulmuyorum. Melodisi olmayan bir müziği müzikten kabul etmiyorum.Çok basit bir şey, çok net. Tek bir vokalden böğürtü olarak çıkan sesi kabul etmiyorum, Baksa bir şey o. ben Demet Akalın'ı da müzikten kabul etmıyorum, o 'show bussines'. Benim için müzik baksa bir şey, bu benim dediğim doğru diye değil. Bir kural olduğu anlamına gelmez.

Evet, oldu olacak az kaldı.. Büyük punto ile: "Cem Köksal öfke saçtı: DEMET AKALIN DA KİM?" (gülüşmeler)

Ama biz tepkimizi vermeye vermeye geldiğimiz haller belli. Biz ülke olarak bize ne denirse "ha, o doğrudur" diye dolaştığımız için geldiğimiz yer belli.

Daha önce Gür Akad ile birlikte katıldığınız bir programda bahsini etmiştiniz zaten "salak" şarkısı üzerinden. Bu piyasada gerçekten sesini çıkarmadan, gerçekten düzgün işler yapmaya çalışarak, salak yaftasına vurulmuş kimse olmak nasıl bir şey?

Tabii "abi neden daha yumuşak, Türkçe şarkılar yapmıyorsun, daha çok satardı." diyen çok oldu. Popüler alışılagelmiş basit işler… "Niye zoruyla uğraşıyorsun abi?" Herkes gelsin dinlesin falan filan…
Olmuyor… "O ben değilim çünkü" al sana flaş! (gülüyor)

Ben de şansımı daha fazla zorlamıyor; bu keyifli sohbeti ve sabrı için Cem Köksal'a teşekkürlerimi sunuyorum.

Yavru Vatan'da Kıstırdık: Cem Köksal be annem!
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: