UZUNÇALAR

Gölgelerin Gücü Adına: Mastodon ve Once More Round The Sun

Orçun Onat Demiröz - 2 Temmuz 2014

 

80'lerden bu yana global müzik medyasındaki en önemli yayın organlarından birisi olan Kerrang! 2005 yılında Mastodon için " Yeryüzünün en muhteşem grubu. " yakıştırmasını yapmıştı. O zamanlar bu güzelleme biraz abartılı sayılabilir, yok yahu o kadar da değil denilebilirdi. Mastodon; Remission ve akabinde Leviathan'ı yayınlamış ve 2000'ler metal sahnesine keskin bir giriş yaparak, gelecek vaadeden yüksek potansiyelini acımasızca sergilemişti ama "en muhteşem" olmak için daha gidilmesi gereken onca yol, aşılması gereken onca dağ vardı.

Gölgelerin Gücü Adına: Mastodon ve Once More Round The Sun

Sludge metal; aslen Güneyli ve raconu son derece Amerikalı olan bir türdür. Hardcore coşkusunun ve magandanın kederinin ifade edildiği doom metal'in bir kırmasıdır. Mastodon ilk üç albümünü yayınladığında daha çok Melvins-Crowbar-Neurosis gibi grupların etkisinde bir müzik icra ediyordu ve bunu da oldukça iyi yapıyordu. Zaten grup elemanlarının tam olarak tanışıklığı da Matt Pike'ın sludge-stoner alametifarikası High On Fire konserine rast geliyor. Başlarda müzikleri saf agresyona, hıza ve boğazları patlayana kadar bağırmaya endeksliydi. Enstrüman hakimiyetleri çok sağlam olmasına karşılık melodiye, soloya pek vakit kalmıyordu. March of The Fire Ants, Blood and Thunder, Colony of Birchmen gibi parçalar ereksiyon halindeki vurucu hit'lerdi. Ama sonrasında inanılmaz bir evrimsel sıçrama yaşadılar. Bu atarlı giderli, bodoslama ve sert müzikal anlayışı muhteşem bir şekilde saykodelik, progresif ve deneysel ögelerle dönüştürdüler, zenginleştirdiler. Grubun ilk üç albümü tema olarak sırayla ateş, su ve toprak elementlerine göndermede bulunuyordu. 2009 yılında yayınlanan dördüncü albüm ise konsept olarak hava elementini konu alıyor olsa da aslında direkt olarak nefes aldırmayan davul partisyonlarıyla grubu arkadan yöneten, grubun belkemiği Brann Dailor'un ergenlik döneminde intihar eden Skye adlı kız kardeşine bir atıftı. Fazlasıyla yoğun, derin ve ağır bir albümdü ama gürültünün güzellikle estetize edilmiş her haline sahipti. Bedeninden kopan ve kaybolan bir ruhun betimlendiği Crack The Skye albümü barındırdığı yenilikçilikle metal müziğin gidişatına dair birçok algıyı değiştirdi ve milenyumun metal müzik adına kilometre taşlarından birisi oldu. Mastodon'un " magnum opus'uydu " bu ve metal müziğe etkisi zamanında Judas Priest'in British Steel'i yahut Metallica'nın Master Of Puppets'ı gibi oldu. Bu albüm sonrasında teknik detaylarda ve yaratıcı kurguda seviye atlayan, hepten uçuşa geçen grup 2 ay gibi kısa bir sürede yazılan, yönetilen ve kaydedilen The Hunter'ı yayınladı. Bu albümün hikayesi de Crack The Skye gibi hüzünlüydü. Albüm ismini "Kızıl Sultan" Brent Hinds'in abisinin av tutkusundan ve çıktığı bir av sonucu hayatını kaybetmesinden alıyordu. (Şu saçma, şu şuursuz, salt zevk için can alma huyundan ne zaman vazgeçeceksin ey insanoğlu ?) Ama bu albümde bir önceki Crack The Skye albümündeki gibi kasvetli, uzun, psikodelik doğaçlama sekansları yerine daha hırçın, daha atak, daha kıvrak bir bütünlük vardı. Dinlenmesi ve içselleştirilmesi daha kolaydı, sound olarak ise Leviathan'ı andırıyordu. Lakin alttan alta bir kaotikliğe sahipti ve direkt sonuca gidiyordu. The Hunter; Crack The Skye gibi bir devrim niteliği taşımıyordu belki ama Mastodon milenyum metal sahnesi için çoktan bir kült haline gelmiş, metal müziğin bayrağını en tepeye, zirveye taşıyan grup olmuştu.

Gölgelerin Gücü Adına: Mastodon ve Once More Round The Sun

Hal böyle olunca yeni albüm Once More Round The Sun için heyecanlı ve meraklı bir bekleyiş gerçekleşti. Akıllardaki soru; grubun bu sefer ne tür bir hunharlık yaptığı ve nasıl bir ihtişam içinde olduğuydu ? Beklentiler haliyle çok yukardaydı ama albüm geçen hafta bir yayınlandı, pir yayınlandı ve ortalık sahiden toz duman oldu. Herifçioğulları yine zalimce kükrüyorlardı ve ortalığı gümbürdetiyorlardı. Artık Mastodon'un vasat bir albüm yapamayacağını iyice kanıksadık kanıksamasına da, grup yaratıcılığını her yeni albümde sınıyor ve her seferinde seviyeyi daha ileri bir noktaya götürüyor. Sanki bitip tükenmek bilmeyecek, asla kuraklaşamayacak bir yaratı dünyasına sahipler. İşte ilginç olan bu. Yeni albümde ilk dikkati çeken husus albümün The Hunter'a göre prodüksiyon olarak daha rafine ve daha oturaklı oluşu. Baştan sona durmaksızın akan bir yapı var. Albüme sinmiş harikulade bir kompaktlık mevcut. Tüm parçalar birbirine sıkı bir şekilde bağlanmış gibiler. Brann Dailor'un davulları gene gök gürültüsü gibi gürüldüyor ve üzerine de bol distortion'lı, efektli muazzam bir riff cümbüşü sunuluyor. Albümdeki bütün parçalar hit niteliğinde ama The Motherload, High Road, Chimes At Midnight, Asleep In The Deep ve Halloween yapı itibariyle biraz daha öne çıkan parçalar. Dikkati çeken bir diğer mesele ise her albümde vokal melodisi yazma ve vokal performanslarının gelişmesi. Müzikal kurguları zaten ezelden beri görkemli ve kusursuz ama bu konuda da baya üstünleştiler. Albümdeki katmanlı vokal performansı muhteşem. Albümü üst üste birkaç kere dinleyince daha iyi farkediliyor. Aradan geçen yıllar ve yayınlanan bu son albüm bize net bir biçimde gösteriyor ki ortada fazlasıyla doygunlaşmış, sofistike bir grup var. Sonuç olarak Mastodon metal müziğin geleceğini şekillendirmeye devam ediyor. Albümü hala dinlememek gibi bir hata yaptıysanız son 15 yılın en komplike, en özgün ve aynı zamanda en "ana akım" metal grubunun yeni albümüne bir an önce gömülün. 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: