UZUNÇALAR

Slash - World on Fire

Mahmut Saral - 24 Eylül 2014

Slash'in 2010 yılında çıkardığı solo albümü, tam bir yıldızlar geçidiydi. Eğer bilmiyorsanız (Nasıl bilmezsiniz ya!) bu yazıyı terk edin ve albümü dinlemeye başlayın. Lemmy Kilmister'dan Ozzy Osbourne'a, Duff McKagan'dan Dave Grohl'a, Myles Kennedy'ye kadar birçok efsaneyi bünyesinde barındıran bu albüm, Doctor Alibi, Ghost, Beautiful Dangerous (Ah o Fergie'li klip), Starlight gibi harika şarkılardan oluşuyor. Bana göre son yılların en iyi işbirliklerinden biri bu albüm.

Slash - World on Fire

Peki konumuz World on Fire, yani Slash'in en yeni albümüyken niye yazıya 2010 yılında çıkan albümle başladım? Çünkü bu albüm, World on Fire'ın kesinlikle temelini, duvarlarını, kapılarını, pencerelerini oluşturuyor. Ve bu albümün ortaya çıkabilmesi için bir de 2012'de Apocalyptic Love'un gelmesi gerekti. Çünkü ekip giderek birbirini tanıyor ve daha rahat hareket edebiliyordu.

Olay şu arkadaşlar. Slash, 2010 yılındaki albüm kayıtları esnasında tanışıp yakın iş ilişkileri kurduğu Myles Kennedy ile çok iyi anlaştığını fark ediyor. Böylelikle işe öncelikle "Hadi beraber konserlerde takılalım" teklifiyle başlıyor. Son yıllarda Slash'in arkasında çalan The Conspirators isimli orkestra da gösteriyor kendini. Tüm ekip konserlerde, yollarda, otellerde beraber takılıyor ve bu esnada yeni şarkılar da çıkıyor ortaya. Böylece Apocalyptic Love doğuyor ve son olarak da (şimdilik yani) World on Fire ile karşılaşıyoruz.

Slash, Myles Kennedy ve The Conspirators'un bu albüm hakkında ortak görüşü şöyle: "Şimdiye kadar yaptığımız en rahat, en sert ve bizi en iyi yansıtan albüm." Neden mi? Sıraladık ya yahu işte nedenlerini? Albümler, konserler derken bu ekip iyice birbirine alıştı, iyice birbirini tanıdı ve bunun sonucu olarak da World on Fire geldi. Peki nasıl?
Albümümüz çok taze. 15 Eylül itibarıyla yurt dışında satışa sunuldu ve an itibarıyla iTunes da dahil olmak üzere birçok dijital platform üzerinden albüme ulaşmak mümkün. Ve hayır, henüz resmen Türkiye'de çıkmadı, ancak bu bir aylık dilim içinde gelmesi bekleniyor. RoadRunner Record'un sanatçılarıyla Türkiye'de EMI Music Turkey'in ilgilendiğini de ekleyeyim ve geleyim albüme dair yorumlarıma.

Apocalyptic Love'un üzerinden 2 yıl geçti ki World on Fire ile karşılaştık. Aslında birçok müzisyen, bu kadar kısa sürede albüm yapmıyor, ama Slash bu. Onu takip edenler bilir. Hala inanılmaz bir üretme kabiliyeti var. Bir yandan korku filmleriyle uğraşıyor, bir yandan konserler veriyor, bir yandan Velvet Revolver'ın geleceği üzerine çalışmalar yapıyor, bir yandan da solo albümünü tamamlıyor. Sizin anlayacağınız, 49 yaşındaki gitaristin durmaya niyeti yok. Zamanını en iyi şekilde değerlendirerek yapabileceği her şeyi yapmaya çalışıyor, biz de takdir ediyoruz!
World on Fire albümü, genel olarak sert tonlar üzerine kurulu, gerçekten de söylenildiği gibi tempolu bir albüm. Tabii ki slow şarkılar da yok değil, ancak özellikle birçok şarkının giriş kısımları beni benden aldı. Gitarlar nakış gibi, bass'lar sert ve davullar çok tok. Tam da istediğim gibi diyebilirim açıkçası. Tabii bu bir metal albümü değil, genellikle hard rock hakimiyeti var.

Gelelim çıkış şarkısı, yani World on Fire'a. İlk dinlediğimde pek ısınamasam da, zamanla alışıyor insan diyeyim ve hakikaten güzel de bir şarkı. Temposu yüksek, riff'leri hoş, solosu biraz daha uzun ve melodik olsa tam olurmuş.
Albüm çıkmadan önce, World on Fire'ın yayınlanmasının ardından bir de Bent to Fly yayınlanmıştı. Slow bir rock parçası olan Bent to Fly, girişteki akustik gitarla akıllara Apocalyptic Love'daki Anastasia'nın (bana göre albümün en iyisi) girişini hatırlatıyor. Güzel bir şarkı, Myles abimiz slow tonlara daha iyi uyduruyor sesini.

The Dissident'ın melodisi çok tatlı olmuş. Belki alakası yok ama aklıma Sweet Child'O Mine'ı getirdi. Myles'ın vokalleriyle birlikte özellikle nakaratlarda eşlik edilebilecek düzeyde bir şarkı olmuş. Wicked Stone, 30 Years to Life, Withered Delilah gibi şarkılar da tempoları yüksek, başlangıçları fazlasıyla gaz olan ve insanı yerinden oynatan tipte şarkılar. Dolayısıyla konserlerde de bu şarkılara yer verilecektir. Özellikle The Dissident ve World on Fire'ın konserler için bire bir olduğunu söyleyebilirim. Bunların yanında bir de enstrümental şarkı var tabii, Safari Inn. O da gayet başarılı şekilde kaydedilmiş.

Ve gelelim son sözlere. Bu albüm, Slash, Myles Kennedy ve The Conspiratos'ün birbirlerini en iyi bildikleri, tanıdıkları zamanın albümü. Güzel bir albüm, alınmasını tavsiye edebilirim, ancak bu albümün sonrasını ben merak ediyorum asıl. Bu ekip iyi şeyler yapıyor, evet, ama bence artık Velvet Revolver ve eğer lanet şey gerçekleşecekse Guns N' Roses reunion üzerine yoğunlaşılmalı. Vakit geçiyor yahu, yaş geçiyor, ömür bitiyor! Bu güzel albüm ve ardından gelecek konser zinciriyle bu ekibi bir süre dinlenmeye davet etmemiz ve Slash'i daha eski arkadaşlarıyla yan yana görmemiz gerekiyor.
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: